A. Haydar FIRAT 

           
Cezaevlerinde ki siyası tutsaklara yönelik, Tecrit ve baskılar sonrası gündeme gelen açlık grevleri ve ölüm oruçları, Kürt sorununda muhataplık konusunu tekrardan gündemimize taşıdı. On yıllardır tartıştığımız sorunun çözümleyicileri kimlerdir. Sorunun muhatabı ve tek çözümleyici Öcalan mı, PKK mı veya parlamento da grubu bulunan, geçmişten günümüze gelen partiler mi olmalı. (kişisel görüşüm, soruna taraf tüm kesimlerin görüş ve önerilerinin alınacağı bir muhataplık mekanizması yaratmak olmalı.)  Yaşamlarını cezaevlerinde ölüme yatıran tutsaklar ve onların yaşamlarını sonlandırmamaya karşı sokaklara çıkan Anneler, sorunu tartışmamıza vesile oldu. 30 yılı aşkın çatışmalı süreçte muhataplık konusunda getirisi olan bir sonuç alamadığımız ortada.
Kürt sorununda Parlamento düzeyinde çözüm arayışları HEP’le (Halkın Emek Partisi) başlar. SHP’nin, Paris de düzenlenen Kürt konferansına katılan Milletvekillerini ihraç etmesi sonrası kurulan HEP, 1991 seçimlerinde SHP ile seçim ittifakı kurarak parlamentoda grup kuracak bir sayıya ulaştı. Sonrasında bu parlamenterlerin bir kısmı Parlamentoda apar topar gözaltına alınarak tutuklandı. Bu süreçte çözüme dair bir sonuç alınmadığı gibi baskı, işkence, hak ihlallerinin tavan yaptığı ve faili meçhul olayların hız kazandığı savaşın tırmandığı bir süreç oldu.
1991 yılında HEP’le başlayıp günümüze kadar gelen süreçte, (28 yıl ve Parlamentoda temsilci bulunduran 6 parti) Kürt sorununda legal alanda mücadele veren siyası partilerle çözüme dair bir sonuç almadık veya alamadık.
1999 da Öcalan’ın Türkiye ye getirilip tutuklanmasının üzerinden 20 yıl geçti. Bu 20 yılda defalarca ateşkes ilan edildi. PKK gerillalarını sınır dışına gönderdi. Barış grupları silahlarını bırakarak Türkiye ye geldi. 2 yıl çözüm süreci yaşandı bu arada Devlet operasyonları belli sürelerle askıya aldı. Çeyrek asrı geçen bir sürede bu kadar aşamalara rağmen çözüme dair ortada hiçbir şey yoksa ve geldiğimiz nokta geçmişten daha kötü bir konumdaysa doğru yapılmayan şeyler var demektir.
Kürt sorunun çözümüne dair bir yol kat edilmemiş olmasının birçok nedeni var. Onların hepsini sıralamak bu yazının konusu değil, ayrıca bu konu soruna taraf kesimler, siyaset bilimciler ve akademisyenlerin ilgi alanına giren, ciddi araştırma gerektiren bir konudur. Ben işin yüzeysel gözle görülür tarafına bakmaya çalışacağım.
Çözümsüzlüğün birinci nedeni, geçmişten günümüze devletçe uygulanan ret, inkâr ve şiddet üzerine inşa edilen politikasıdır. Bu politika Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar iktidar olan tüm siyası yapılarca uygulandı. Ulusal ve Uluslararası gelişmelere göre, izlenen politikalarda zaman, zaman değişiklikler yaşansa da ret, inkâr ve şiddet üzerine kurgulanan politikada bir değişiklik yaşanmadı.  İkincisi, sorunun tarafı illegal politik aktörler ve yapıların izlediği politikadır. İllegal yapının, elindeki güç ve yetkileri alandaki legal kurum ve yapılara devretmemesi sorunu çıkmaza sürükledi.
Soruna taraf Kürt cephesinde, muhataplık konusunda yaşanan belirsizlikler, alanda kimlerin söz ve karar sahibi olduğu gibi konularda sorunlar yaşandığı zaman, zaman kamuoyuna yansıdı. Benzer sorunların yaşandığı, Güney Afrika ile Kuzey İrlanda sorunu nasıl çözdü. Bu deneyimlerden yararlanıldı mı? Bunlara bakmak yararlı olacaktır. Siyası çevrelerde çok sıkça konuşulan ve olumlu görülen bu deneyimlerden ne yazık ki yararlanamadık.
Birincisi, 20 yıldır tutsak olan PKK lideri Öcalan’ın tek belirleyici aktör olarak rol alması veya öne çıkarılması sorunun çözümüne ne kadar katkı sundu. Parti kadroları ile direk iletişim kuramayan, tüm görüşmelerin kayıt altında alındığı, devlet yetkililerinin uygun gördüğü mesajların örgüt ve kamuoyu ile paylaşıldığı mevcut koşullar, birçok aksaklık ve çelişkinin doğmasına yol açtı.
 Güney Afrika da, ırkçı beyaz azınlığa karşı mücadele veren ANC (Afrika Ulusal Kongresi) ve lideri Nelson Mandela’nın pozisyonu benzerlik gösteren bir örnektir. ANC’nın lider kadrosunda iken 1961 yılında tutuklan Nelson Mandela,  Robben hapishanesinde kondu.18 yılını bu hapishanede hücrede geçirdi. (toplamda 27 yılını tutsak olarak yaşadı)  18 yıl tecrit yaşadığı süreçte diğer ANC yönetici ve kadroları ile birlikte ANC ile iletişimleri kesildi. Bu durum karşısında, Nelson Mandela ANC nin kararlarına uyacağını ama yönetimsel işleyişe katılmayacağını (diğer yöneticilerle birlikte) örgüte bildirdi. Bu karar ne Nelson Mandela’yı ANC den uzaklaştırdı nede ANC Nelson Mandela ve diğer cezaevindeki yöneticilerden vaz geçti. Tersine süreç Nelson Mandela’yı, örgütünün ve halkının bir parçası olarak siyasete dönüşüne olanak sundu.
İkincisi, Kürt sorununun çözümünü merkezine alan ve parlamento da temsilci bulunduran partilerin yüklendikleri işlev ve misyonla ilgilidir. HEP den HDP ye parlamentoda temsilci bulunduran partiler, Kürt halkının ulusal demokratik haklarını merkeze alarak kurulmuş partilerdi. Bu partilerin tümü, iktidarın yarattığı algı sonucu kamuoyu nezdinde PKK’ye endeksli bir yapılanma olarak anıldılar. PKK’ye yakınlıkları ve ilişkileri var mı, yok mu varsa hangi boyuttadır bunu bilemeyiz. Konumuzda bu ilişkiyi merkeze alan bir konu değildir.
Parlamentoda temsilci bulundurmuş,  Kürtlerden büyük destek görmüş bu partiler Kürt sorununu çözümü konusunda muhatap olarak kendilerini öne çıkarmadılar. Sorunun muhatabı olarak,  başka aktörleri göstermeleri sürece katkı sunmadı. Tersine kamuoyu nezdinde oluşturulan ‘terör örgütü destekçiliği’ algısı bu partileri zor durumda bıraktı.
Benzerlik gösteren Kuzey İrlanda da yürütülen sürece baktığımızda neyi eksik yaptığımızı gözleyebiliriz. IRA (İrlanda Cumhuriyet Ordusu) ile İngiltere arasında silah bırakma ve siyasal süreç de rol üstlenen, Sinn Fein ve lideri Garry Adams barış görüşmelerinin mimarı olarak görülür.
Garry Adams çatışmalar sürecinde IRA nın silah bırakması için mücadele eden, inisiyatif kullanan bir lider olmuştur. Garry Adams Nisan 2005 de IRA ya silah bırakma çağrısı yaptı. IRA ya ‘size mücadelenin başka yolları olduğunu Sinn Fein başkanı sıfatımdan aldığım yetkiyle söylüyorum’ der İngiltere hükümeti IRA ile Sinn Fein arasında örgütsel bir ilişki olduğunu söylese de Sinn Fein bunu hep ret etmiştir. Sinn Fein merkez yöneticisi Jim Gibney,(IRA üyeliği olan, silahlı mücadeleye katılmış birisi) ‘IRA ile Sinn Fein arasında bir organik link yok. IRA gizli bir askeri yapılanma ve bizden tümüyle ayrı bir yapı. Biz demokratik yasal bir partiyiz’ tespitinde bulunmuştur. Sinn Fein, Arabuluculuk görevini yürütürken önemli avantajlarından birisi de örgütsel işleyişinin IRA’dan bağımsız olmasıdır.
Kanımca bizdeki sorun bu kararlılığı gösterecek legal partiler ve kadroların olmayışı veya buna olanak verilmemesidir. Legal zeminde siyaset yapan kadrolar, sürekli muhatabın Öcalan ve PKK olduğunu ifade ettiler. Buda iktidar ve yandaşları tarafından terör destekçiliği olarak topluma yansıtıldı. Destekte gördü. Sonuçları da Kürtler açısından ağır oldu. Legal alanda siyaset yapan on binlerce kişi uzun yıllar hapis yattı. Binlerce kişi katledildi. Legal partilerin yönetici ve üyeleri birçok yerde linçe tabi tutuldu. Kısacası ağır bir bedel ödendi.  
Kürt sorununa taraf bu partilerin tümü, sorunun birincil muhatabı olarak inisiyatif kullanıp (Sinn Fein gibi) mücadele etselerdi, sonuç ne olurdu o nu söylemek zor. Kanımca, yine bir bedel ödenirdi ama bu denli ağır olmazdı.     
PKK ve kadroları bu süreçlerde, Kürt sorununun çözümü konusunda inisiyatif kullanacak legal parti ve sivil yapılara olanak sunmadı. Çözümleyici olarak tek muhatabın kendisi olduğunu dayattı. 2009 yılından 20015 yılına kadar süren ateşkes (zaman, zaman bozuldu) ve çözüm süreci aşamalarında bir sonuç alınamamışsa bunun nedenlerinden bir tanesi de PKK’nin bu dayatıcı tavrıdır. (İktidar ve Devletin sergilediği çözümsüzlük de, bir başka yazının konusu)  
PKK, Güney Afrika ve Kuzey İrlanda da izlenen çözüm yöntemlerini izlemiş olsaydı, 40 bini aşkın insanımızın yaşamını yitirdiği, binlerce yerleşim yerinin yakılıp yıkıldığı süreçlerden geçmezdik. En azından yaşadığımız kayıplar daha az olurdu. Soruna taraf siyası aktörlerden ve en çokta ağır bedeller ödeyen Halktan gizli, kapalı kapılar ardında yürütülen görüşmeler, süreci karmaşık, içinden çıkılmaz bir noktaya getirdi. Bedeli de çok ağır oldu.
Legal siyası parti, kurum ve anlayışlar nezdinde yürütülen Kürt sorunun çözümüne yönelik çabalara, PKK ve kadroları (ateşkes ve çözüm sürecinde) çözümleyici bir destek vermiş olsalardı, sürecin kazananı onlar olacaktı. Bunu öteleyerek hem Kürt halkına, hem de bu ülkenin demokratlarına ve yurtseverlerine haksızlık ettiler.
19.05.2019
     

primi sui motori con e-max

Topluluk

PAK û PSK li Enqereyê ligel
Serokê Giştî yê PAKê Mustafa ...
Hevdîtinên PSK û PAKê li
Serokê Giştî yê PAKê Mustafa ...
PAK û PSKyê lî Engereyê hevdîtin
Serokê Giştî PAKê Mustafa Ozçelîk, ...
Partiya Sosiyalîst a Kurdistan û
Şandeke Partiya Sosiyalîst a ...
Hevdîtina PSK û KOMELA
Heyeta Partiya Sosyalîst a ...
Hevditina HDKÎ û PSK
Heyetek ji Partiya Sosyalîst a ...
PSK Serdana PDK (Rojhilat) Kir
Heyetek ji Partiya Sosyalîst a ...
Hevditina PSK û PŞK
Dengê Azad-HewlêrDi roja ...
Heyeta PSK Serdana ENKS Kir
Dengê Azad-HewlêrDi 15.01.2019’an ...
Hevdîtîna Heyeta PSK û Partiya
Heyata Partiya Sosyalîsta ...
PSK, PDKİ görüşmesi
PSK Genel Başkanı Mesud Tek, ...
PSK Heyeti YNK’yi ziyaret etti
19 Temmuz günü PSK Genel Başkanı ...
PSK-Pêşverû Görüşmesi
Güney Kürdistan’da bulunan ...
Mesud Barzani PSK Heyeti İle
PDK Genel Başkanı Mesud Barzani, ...