Mesud Tek

ABD, Rusya ve öteki büyük devletler ile bölgesel işbirlikçileri arasındaki çekişme, çatışma ve bazen de işbirliklerinin pratik alanı haline gelen Suriye, Ortadoğu’daki siyasal gelişmelerin odak noktası olmayı sürdürüyor. Bu ülkedeki gelişmeler, başta Kuzey Kürdistan ve Türkiye’dekiler olmak üzere bölgedeki gelişmeleri derinden etkiliyor.
Rahmetli Terzi Niyazi Usta “Ortadoğu’da bilimin değil, Allah’ın dediği olur!” derdi.  Niyazi Usta’nın bu söylemini doğrularcasına hemen her gün yeni bir gelişmenin yaşandığı Suriye’ye ilişkin olarak söyleyeceklerimiz kısa bir süre sonra önemini yitirebiliyor, bugün yaptığımız tespit yarın önemsiz hale gelebiliyor.  
Ama yine de gelinen aşamada (risk alarak), Suriye’ye ilişkin bazı tespitlerde bulunabiliriz.
Her şeyden önce Suriye’de yıllarca süren vekâlet savaşının biçimi değişti. Geçmişte adını söylemekte ve çetelesini tutmakta zorlandığımız örgütlerin yanısıra, bu örgütlere vekâlet veren devletler de bir dönemdir doğrudan sahaya inmiş bulunuyorlar. Bu da Suriye sorunun uluslararası özelliğini daha belirgin hale getiriyor. Artık Suriye bölgeye uzak-yakın tüm büyük devletlerin de sorunu. Bu ülkedeki gelişmeler, ABD, Rusya, Çin, İran ve Türkiye gibi devletlerarası ilişkiler, çelişkiler, gerginlik ve uzlaşılarca belirleniyor.
Aynı çelişki ve ilişkiler Suriye sorununu çözmek amacıyla yürütülen diplomatik faaliyetlerde, yeni anayasayı yazacak komitenin oluşturulmasında, Astana, Cenevre ve Soçi gibi uluslararası toplantılarda da yaşanıyor. Bu nedenle Suriye’de yaşanan herhangi bir gelişmeye yönelik alınan farklı tavırlar yılların dost devletleri arasındaki ilişkileri olumsuz yönde etkiliyor, ya da dünün kanlı bıçaklı güçlerini bir anda dost ve müttefik haline getiriyor.
İran’ın tarihi “Şii Hilali” rüyasının amaçlarından birisi de Afganistan’dan Akdeniz’e kadar uzanan bir koridor oluşturmak.  Irak ile birlikte Suriye de coğrafi konumu nedeniyle bu projenin-koridorun ana istasyonlarından birisi. Ve bu durum O’nun önemini sadece Şii hilali nezdinde değil, aynı zamanda Arap ülkeleri nezdinde de artırıyor.
“Şii Hilali”, amaçladıkları arasında bulunan İsrail ile Başta Suudi Arabistan olmak üzere İran’ın bölgedeki etkinliğini kendileri için tehlikeli bulan öteki Arap ülkelerini de birbirine yakınlaştırıyor. Bu nedenle Suriye’de BAAS rejiminden ziyade İran’ın bu ülkedeki varlığı İsrail’in hedefinde. Diğer yandan Arap ülkeleri Suriye sorununda daha aktif hale geliyorlar.
İran’ın hedef tahtasına koyan ABD, bu ülkenin bölgedeki, özellikle de Suriye’deki etkinliğini kırmak istiyor. Bu nedenle ABD’nin Suriye ve İran’a yönelik politikalarının iç içe geçtiğini söyleyebiliriz.  Sıkça Suriye’den çekileceğini açıklayan ABD’nin, bu ülkedeki çıkarlarını güvence altına alan mekanizmalar oluşturmadan, İran’ın Suriye’deki varlığını son erdirmeden ve Suriye’yi İsrail için tehlike olmaktan çıkartmadan Suriye’den çekileceğini düşünmek saflık olur.
Günümüzde Suriye sahasında bulunan ülkelerden İran ve Türkiye Suriye’nin geleceğinin belirlenmesi ve yeniden imarında da söz sahibi olmak istiyorlar. Bu nedenle bir yandan şu anda sahanın hâkimleri olan ve son sözü söyleyen ABD ve Rusya’nın gönlünü hoş etmek istiyorlar;  çünkü onlar sözkonusu iki devletin onayı olmadan Suriye’de tek bir adım daha atamayacaklarını biliyorlar. Diğer yandan alanda dikkate alınması gereken ve fiili bir yapı oluşturan Kürdlerle ilişki geliştiriyorlar.
ABD ve Rusya başta olmak üzere, batılı ülkeler ile Iran ve Türkiye gibi bölgesel devletlerin Suriye’deki öncelikleri çok farklı. Suriye’nin geleceğine ilişkin farklı görüşlere sahip olsalar da, her biri bu ülkenin doğal kaynakları üzerinde söz sahibi olmak istiyorlar. Bununla birlikte;
Türkiye,  Kürdlerin bu ülkede ulusal bir statüye kavuşmasını önlemek istiyor. Çünkü onu ulusal güvenliği için bir tehdit ve tehlike olarak görüyor,
 ABD ve batılı ülkeler IŞİD ve türevleri terör örgütlerinin yok edilmesini, İran’ın Suriye’deki etkisinin kırılmasını ve böylelikle de İsrail’in güvenliğinin sağlanmasını önceliyorlar,
Rusya’nın asıl derdi ve tasası ise Suriye’deki üslerinin korunması ve Akdeniz’deki tek müttefiki olan BAAS rejiminin devam etmesi.
Suriye konusunda son sözü söyleme gücünü elinde bulunduran ABD ve Rusya arasında var olan görüş ve tavır farklılıklarına karşın, her iki ülkenin Suriye’nin kısa dönemdeki geleceğine ilişkin genel bir uzlaşı sağladıkları görülüyor. Bugüne kadar yaşananlardan yola çıkarak konsensüs sağlanan noktaları şöyle sıralayabiliriz:
Suriye’nin toprak ve siyasi birliği korunacak; BAAS rejimi yapılacak seçime kadar iktidarda kalacak;
Başta IŞİD ve türevleri olmak üzere Suriye’deki “terör” örgütlerinin varlığına son verilecek; Suriye İsrail’in güvenliğini tehdit eden örgütlerden temizlenecek.
Kürdler olmadan asla
ABD, Rusya ve Suriye denkleminde yer alan devletler, Kürdleri ve taleplerini dikkate almayan herhangi bir projenin başarılı olmayacağını biliyorlar. Bu nedenle Kürdlerin temsilcileriyle ilişki kuruyorlar, ilişkide oldukları yapıları destekliyorlar. Sözkonusu ilişki ve destek düz bir hatta ilerlemiyor. Güncel gelişmelere göre biçim alıyor, bazen çok canlanıyor, bazen de dondurulup yeniden çıkartılmak üzere buzdolabına konuluyor. Bu ilişki ve destek, büyük devletler ile bölge devletleri arasındaki ilişkileri etkiliyor. Türkiye ile tarihi müttefiki ABD arasında sorunlar yaratıyor; Türkiye’yi tarihi düşmanı Moskof’a yakınlaştırıyor; ABD ile Türkiye arasında yürütülen “Güvenlik Bölgesi Oluşturma” sürecinde olduğu gibi, temel sorun halini alıyor.
S-400 ve F-36 sorunları gölgesinde yürütülen “Güvenlik Bölgesi” süreci ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilerine tutulan bir aynadır. Türk hükümeti, bir yandan kendi kamuoyunu maniple etmek için pembe tablolar çizerken, bir yandan da ABD’ye güvenmediklerini söylüyorlar.
Güvenlikli bölge kaç km. olacak, Fırat’ın Batısını da kapsayacak mı, güvenliği kim ve nasıl sağlayacak, PYD-YPG süreçte yer alacak mı, alacaksa nasıl alacak gibi konularda bir hayli spekülasyon yapılıyor. Kanımca günün sonunda şimdilik Fırat’ın doğusunda bir bölge oluşturulacak, bölgenin güvenliği ABD ve veya bir Avrupa ülkesinin komutasında, TSK, Roj Peşmergeleri ve YPG’nin katılımıyla sağlanacak, YPG Türkiye sınırından uzak noktalarda konuşlanacak. Uzun vadede ise bölge Fırat’ın Batısını da kapsayacak ve Güney Kürdistan ile birlikte İsrail ve Arap devletlerinin tehdit olarak gördükleri Şii hilaline karşı bir “Kürd koridoru” oluşturulacak.
Suriye ekseninde yaşanan bölgesel ve uluslararası gelişmeler, Batı Kürdistan’daki yurtsever harekete, ulusal demokratik hakların elde edilmesi noktasında tarihi fırsatlar sunuyor. Ama ne yazık ki bu parçadaki yurtsever örgütler arasındaki ilişkiler (daha doğru bir ifadeyle ilişkisizlik) fırsatları değerlendirip ulusal, demokratik kazanımların kökleşmesini, siyasal bir statünün oluşturulmasını geciktiriyor.  Sadece geciktirmekle kalmıyor, aynı zamanda başta büyük devletler olmak üzere sahada bulunan devletlere, Kürdlerin aleyhine manevra yapma olanağını sunuyor.
Gerçi son haftalarda ABD’nin Suriye’den çekileceğini ilan etmesiyle yaşanan kaos ve belirsizlik ile bazı uluslararası etkin güçlerin arabuluculuğu sonucu Kürd örgütleri arasında belirli bir yumuşama yaşandığını gözlemlemek mümkün. Ama bu ilişkiler henüz sürece cevap verecek durumda değil. Batı Kürdistan’daki süreç, ortak yönetim, ortak güvenlik gücü ve ortak diplomasiyi zorunlu kılıyor. Bunu sağlayacak olanlar ise siyasi parti ve yapılar. Bu nedenle ortak yönetim, ortak güvenlik gücü ve ortak diplomasi temeli üzerinde varılan Hewlêr ve Dıhok mutabakatlarının hayata geçirilmesi gerekir.
Bağımsız referandumu sonrası Güney Kürdistan
25 Eylül Referandumu ve akabinde yaşanan 16 Ekim olaylarından sonra, Irak’ta yapılan parlamento seçimlerine Güneyli partilerin de katılmaları ve bu nedenle Güney Kürdistanlı siyasi partilerin Bağdat’a geri dönmeleri, kamuoyunda bazı tartışmalara, haksız eleştirilere neden oldu. Tartışmalarda ve yapılan eleştirilerde referandumda bağımsızlık yönünde irade beyanının ortaya çıkmasından sonra Bağdat’a gidilmesinin ve siyasi sürecin bir parçası olunmasının yanlış olduğu dile getiriliyordu. Ben dile getirilen eleştirilere katılmıyorum.
Yaşanan siyasi gelişmelerinde teyit ettiği gibi, kendi içinde sorunlu da olsa, Kürdler Bağdat’ta birlikte davranmasalar da uygulanan politika gerçekçi ve doğruydu. Çünkü başta Sayın Mesud Barzani olmak üzere hiçbir sorumlu “referandumdan hemen sonra bağımsızlık ilan edilecek” dememişti, sıkça bunun bir süreci gerektirdiğini dile getiriyorlardı.
Irak genel seçim sonuçları ve sonrasında yaşananlar bir kez daha gösterdi ki gibi Güney Kürdistan Hükümetini, Kürd halkının taleplerini dikkate almayan siyasi girişimlerin başarı şansı yoktur.
Hem Irak’taki siyasi yapılar hem ABD ve öteki büyük devletler hem de başta İran olmak üzere bölgesel güçler, bir kez daha anladılar ki Bağdat’ta Kürdlerin içinde yer almadığı hiçbir siyasi proje başarıya ulaşamaz.
Başta ABD olmak üzere Batılı ülkeler sık sık Güney Kürdistan’a olan desteklerini dile getiriyorlar.  Suriye’yi kısmen terk eden ABD, Kerkük’teki askeri varlığını güçlendiriyor.
ABD, Kerkük’teki varlığını güçlendirmekle, bir yandan başta Türkiye olmak üzere bölge devletlerine mesaj veriyor. Öte yandan İran’a en yakın bölgelerden birinde üslenerek hem İran’a yönelik ambargo çemberini daraltıyor hem de İran’ın Irak ve Güney Kürdistan üzerinden ambargoyu delme çabalarına engel olmayı hedefliyor.
25 Eylül bağımsızlık Referandumu sonrası Güney Kürdistan’da yaşanan gelişmelerin açtığı ekonomik, siyasal ve sosyal ve diplomatik yaralar giderek sarılıyor. Ama bu süreç sancısız, sorunsuz yürümüyor.  Özellikle seçimlerin tamamlanmasının üzerinden uzun bir süre geçmesinden sonra Parlamento’nun faaliyete geçmesi, yeni kabinenin oluşturulmasında yaşanan gecikmeler belirsizliğe yol açıyordu. Ama sağduyu bir kez daha galip geldi. Bölge yeni başkanı seçildi, oluşturulan yeni kabine Parlamento’nun onayını da alarak çalışmalarına başladı.
Bu zorlu süreç bir kez daha gösterdi ki, PDK-YNK işbirliği 1986 yılından itibaren sorunların çözümünde başat rolü oynuyor. Bu nedenle bu gerçeğin bilincinde olan her iki parti buna uygun davranış göstermek zorundadırlar.
Güney Kürdistan Hükümeti’ni ağır ekonomik, sosyal ve siyasal sorunlar bekliyor. Ortadoğu gibi iç savaşlarla, diktatörlüklerle, dini ve etnik katliamlarla anılan bir alanda yer alan Kürdistan Bölgesi’nin katılımcılık, çok seslilik, temel hak ve özgürlüklerin yaşama geçirilmesi konusunda örnek bir yapı arz ediyor.  Ama bununla birlikte Güney Kürdistan Hükümeti’nin çözmesi gerekli önemli ve ağır ekonomik, siyasal ve sosyal sorunlar bulunuyor.
Bazı kısmi ve değişiklikler olmasına karşın Hewlêr ile Bağdat arasındaki 140. Madde, doğal gaz, bütçe ve benzeri temel sorunlar devam ediyor. İran ve Türkiye gibi komşu ülkeler değişik vesilelerle Güney’i tehdit ediyorlar. PKK üsleri nedeniyle Türkiye, Peşmergeler bahanesiyle İran havadan ve karadan Güney Kürdistan’ın sınır boylarını bombalıyorlar. Sözkonusu bombardımanlar can kayıplarına yanısıra bölge halkına ciddi ekonomik zararlar veriyor.
PKK Güney Kürdistan Hükümeti’nin Egemenliğini İtiraf Etmelidir
PKK’nin Güney Kürdistan’a yerleşmesi ve yol açtığı sorunlar araştırmayı ve ciddi bir değerlendirmeyi gerektiriyor (Ki, bu yazının amacı bu değildir). Ama bu sürecin ortaya koyduğu iki nokta var ki bugün büyük bir önem arz ediyorlar.
Bunlardan birisi PKK hiçbir zaman Güney’li siyasi yapıları meşru yapılar olarak görmedi. İlişkilerinde hep faydacı bir tutum takındı. Raperin sonrası oluşan Parlamento ve Kürdistan Bölge Hükümeti’ne yönelik olarak aynı tavrını sürdürdü. Bir taraf olmak için çabaladı, bölge’nin iç işleri karıştı. İlişki içinde olduğu İran ve Suriye’deki siyasal iktidarların egemenlik haklarına gösterdiği saygıyı, Kürdistan bölge Hükümetine çok gördü. Seçilmiş Kürdistan Parlamentosu’nun ilk başkanı olan, Güney Kürdistan’ın tanınmış siyasi simalarından rahmetli Cevher Namık bir keresinde “PKK İran ve Suriye hükümetlerine gösterdiği saygının onda birini bize göstersin başka bir şey istemeyiz” demişti.
İkinci önemli nokta ise Güneyli siyasi yapıların özellikle de YNK ve PDK’nin PKK’ye yönelik ortam bir tutum geliştirememesidir. Ki, ne yazık ki bu durum bugün de devam ediyor. (Ortak tutum derken kastım her iki örgütün birlikte PKK’ya karşı savaşması değil. Asla (Kastım ortak bir tavır geliştirmeleridir).
PKK’nin bu olumsuz tavrı bugün de devam etmektedir. PKK geçmişte yaşadıklarında ders almamış olacak ki aynı hataları tekrarlayıp duruyor. Güney Kürdistan Hükümeti’ni görmezden geliyor. Etkinliğinde olduğu alanlarda kendi yönetimi oluşturuyor. Güney’in iç işlerine karışıyor. Güney’e yönelik İran ve Bağdat’ın söylemlerini tekrarlıyor. Daha da vahimi “Öz Savunma Birlikleri” oluşturarak, Güney’de huzur ve istikrarı tehdit ediyor.
PKK tüm uyarılara ve iyi niyetli çağrılara kulak asmayarak Türk devletinin Güney Kürdistan’a saldırısını, son Kandil’e yönelik geniş çaplı askeri operasyonlarının gösterdiği gibi Türkiye’nin bölgeyi işgal etmesini kolaylaştırıyor.
Bu olumsuz durumdan çıkış için her şeyden önce PKK’nin Güney Kürdistan Hükümeti’nin egemenlik hakkını itiraf etmesi şarttır. Bununla birlikte Güney Kürdistanlı yapılar PKK’ye ilişkin olarak ortak bir tutum almalı ve bu tutum hükümetin tavrı olmalıdır.
Güney Kürdistan hükümetinin sorunların üstesinden gelmesi ortak bir tutum geliştirmesine bağlıdır. Ortak tutum sadece PKK’ye yönelik olarak değil, merkezi hükümet ve komşu ülkelerle ilişkilerde de gösterilmelidir.
Çanlar İran İslam Rejimi İçin Çalıyor
ABD’nin İran’a yönelik uyguladığı ambargo, İran devletinin yüz yüze olduğu ekonomik, siyasal ve sosyal sorunlar, çanları İslam Cumhuriyeti rejimi için çalıyor.
AB üyesi ülkelerin ABD ile aynı tavrı göstermemelerine rağmen, ABD’nin uyguladığı ambargo sonucu İran’ın uluslararası arenadaki yalnızlığı ve bu yalnızlığın yol açtığı ekonomik kriz giderek derinleşiyor. Bir dönem İran’a bölgede alan açan “inkılap ihracı” politikası ve tarihi Şii Hilali emelleri, rejimin boğazını giderek sıkıyor.
İran halkları ülkenin zenginliklerinin bu talepler için harcanmasına, evlatlarının başka ülkelerde ölmesine karşı seslerini yükseltiyorlar. Birkaç yılda bir tekrarlanması adet haline gelen hükümet karşıtı eylemler, giderek rejim karşıtı eylemler haline geliyor.
İran Kürdistan Demokrat Partisi’nin başlatmış olduğu Rasan, kentlerdeki kitle hareketlerini korumak amacıyla, “dağ ile kenti birleştirme sloganı altında” ülkeye Peşmerge sokması ve bunu takiben diğer siyasi örgütlerin de askeri çalışmalarına hız vermeleri ülkemizin bu parçasında yaşanan son gelişmedir.
 Doğu Kürdistan’da bir başka önemli gelişme ise bu parçadaki siyasi partilerin hemen hapsini biraraya getiren ve halk nezdinde prestij sahibi olan bir işbirliğinin oluşmasıdır.
İran İslam Cumhuriyeti’nin Rasanı engellemek, Peşmergenin hareketini önlemek amacıyla sınırlara yığınak yapması, Doğu Kürdistan’ı militarize etmesi, halk hareketlerini engelleyemedi. Doğu Kürdistan’ın herhangi bir kentinde yapılan bir itiraz eyleminin kısa sürede diğer kentlere yayılması, siyasi partilerin ortaklaşa yaptıkları toplu grev ve eylem çağrılarına halkın büyük bölümünün uyması bunu gösteriyor.
İran İslam Cumhuriyeti’nin uluslararası arenada yaşadığı yalnızlık ve özellikle de ABD ambargosu rejim karşıtı güçler için bir avantaj.  Ama ne yazık ki muhalefetin bu avantajı gerektiği gibi kullandığını söylemek mümkün değil. Çünkü Doğu Kürdistan ulusal demokratik muhalefetiyle İran halklarının rejim karşıtı eylemleri ayrı ayrı yürüyor ki bu İran’daki değişim ve demokrasi ve özgürlük mücadelesi açısından en büyük handikaptır.
İran Halkları Federasyonu adı altında Azeri, Kürd, Arap Beluç partilerinin içinde yer aldığı bir örgüt, ne yazık ki bu ülkedeki halk hareketine öncülük edecek durumda henüz değil. Öte yandan rejim karşıtı sloganların yükseldiği kitle eylemlerine katılanlar ile rejim muhalifi örgütlerin önemli bir bölümü Fars milliyetçisi ve Kürd sorununda şoven bir tutum içindeler.   
Öte yandan başta ABD olmak üzere batılı ülkeler Kürd özgürlük hareketini bağımsız bir güç olarak görmek ve tanımak yerine onu genel muhalefeti içinde görüyorlar.
Önümüzdeki süreçte İran’ın bölgedeki etkinliğini sınırlamak, bu ülkenin İsrail, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerine yönelik tehdidini bertaraf etmek için yapılacak ulusal, bölgesel ve uluslararası ekonomik, siyasal ve askeri müdahaleler gündemin baş sıralarına oturacak.
Bu noktada Güney Kürdistan’ın stratejik öneminin farkında olan İran İslam Cumhuriyeti bir yandan Bölge Hükümeti’ne Peşmergelerin faaliyetlerini engellemesi için baskı yapıyor, tehdit ediyor. Diğer yandan Güney’in iç işlerine müdahale ediyor, Referandum ve sonrasındaki Kerkük olaylarında görüldüğü gibi, Kürdlere karşı askeri güç kullanmaktan geri kalmıyor.
Tüm bu benzeri gelişmeler, Batı, Güney ve Doğu Kürdistan’daki süreçlerin giderek iç içe geçtiğini,  birbirini derinden etkilediğini ortaya koyuyor.
Sultanlık Rejimi ve Beka Sorunu
Türkiye’de 24 Haziran seçimleriyle birlikte “Türk tipi başkanlık sistemi” süreci son hızıyla ilerliyor. Bir başka ifade ile Türkiye’de üniter devlet sistemi çerçevesinde, devletin eski söylemleri ve refleksleri eşliğinde sultanlık sistemi kuruluyor.
AK Parti’nin geçmişte dilinden düşürmediği, halkın refah seviyesini yükseltmenin, demokratik değişimleri gerçekleştirmenin yerini artık “devletin bekası” almış bulunuyor. Devletin Bekası sorunu sosyal demokratları, ulusalcıları, Avrasyacıları, “Yeni Osmanlıcıları”, derini ve seriniyle tüm devletçilerini biraraya getiriyor.
24 Haziran seçimlerinde Meclis çoğunluğunu yitirerek çıkan AK Parti, başta MHP olmak üzere ırkçı-şoven kesimlere daha da bağımlı hale geldi. Erdoğan’ın “sultanlık” sistemini yürütmesi için gerek duyduğu kanunları, faşistlerin desteğini olmadan çıkartması artık mümkün görünmüyor.
Yargı, polis ve ordu gibi devlet aygıtlarını tamamen kontrolü altına alan Erdoğan, özgürlüklere ve Kürd halkına yönelik saldırgan bir politikaya yöneldi. Demokratik hak ve özgürlükler budanıyor. Kürd yurtseverleri, demokrasi ve değişim güçleri üzerindeki baskılar artarak devam ediyor. Kürdistan’da devlet şiddeti hız kesmeden devam ediyor. Hemen her gün, bir bölgede, günlerce süren sokağa çıkma yasağı ilan ediliyor. Askeri operasyonlar, sınırın öte tarafına, Kandil’e yönelik hava saldırıları artarak devam ediyor.
Erdoğan da sultanlık sistemini kalıcılaştırmak, ülke içindeki baskılarını meşrulaştırmak, gelecek tepkileri izole etmek için öncelleri gibi dış düşmanlar söylemine başvuruyor.
Erdoğan sultanlığı sadece Kuzey Kürdistan’daki demokrasi ve özgürlük hareketine karşı değil. Aynı zamanda diğer parçalardaki özgürlük hareketlerine yönelik olarak da düşmanca politikalar izliyor. Fırat’ın doğusuna operasyon yapmak amacıyla sınıra askeri yığınak yapıyor, Kürdlerin mevzilerini bombalıyor.
Erdoğan, Avrupa Birliği’nin, ABD, Rusya gibi süper güçlerin Ortadoğu’ya ilişkin politikalarını hayata geçirmek için Türkiye’ye ihtiyaçları olduğunun bilincinde. Erdoğan politikalarını hayata geçirme sürecinde, Türkiye’nin bölgedeki konumundan alabildiğine yararlanıyor.
Ortadoğu’daki siyasal süreçlerin belirlenmesinde söz ve karar sahibi olan büyük devletler, bölgeye ilişkin kurdukları denklemde Türkiye’ye yer vermeye devam ediyorlar. Bu ise, Kürd sorununun çözümü konusunda devletin geleneksel politikasına teslim olan ve anti demokratik uygulamaları hayata geçiren Erdoğan sultanlığının elini güçlendiriyor.
Erdoğan’ın, bugüne kadar yaptığı açıklamalar, attığı adımlar, Türk devleti devletin sadece Kuzey’de değil diğer parçalara yönelik şiddet politikasını daha uzun bir süre devam ettireceğini ortaya koyuyor. Görünen o ki Erdoğan’ın söylemlerinin aksine Türkiye’de demokratikleşme alanında bir arpa boyu yol alınmayacak, aksine gerileme yaşanacak, Kürdistan’da şiddet politikası artarak devam edecek. Ve Türkiye’nin Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesi ve inşasında söz sahibi olma arzusu sürecek.
Tek başına iktidar da kurtuluş da artık hayal
Sultanlık rejiminin uygulamaları, Kürdistan özgürlük mücadelesi ile Türkiye’deki değişim ve demokrasi mücadelesi arasındaki bağı daha görünür hale getirdi. Devletin Kuzey’de Kürd sorununu şiddetle çözme politikasına karşı çıkmayan, diğer parçalara yönelik saldırgan ve tehdit dilini mahkûm etmeyen demokrasi hareketinin başarısından bahsetmek, artık mümkün değil.
Diğer yandan kopmaz bağlarla birbirine bağlı olan, karşılıklı olarak birbirini etkileyen, tetikleyen ve güçlendiren her iki mücadelenin başarısı, demokrasi, barış ve özgürlükten yana olan tüm yurtsever, devrimci, demokrat ve değişimci güçlerin biraraya gelmesini gerekli kılıyor.
Seçimlerde ittifak yapılmasının önünü açan yasal düzenlemeler, Meclisin çok partili bir yapıya kavuşmasına kapıyı araladığı bir gerçek. Ama “Türk Tipi başkanlık” sisteminde ise, bugüne kadar yaşananların gösterdiği gibi, parlamento işlevsiz bir yapı arz ediyor.
Kuzey Kürdistan’daki siyasi parti ve yapılar, Kürdlerin temel ulusal, demokratik haklarını elde etme mücadelesinde 24 Haziran seçimleriyle başlayan yeni dönemi, bu dönemin özelliklerini gözönünde bulundurmalıdırlar.
Kuzeyli siyasi parti ve yapılar, ülkemizin özgürlüğü için tüm yurtsever güç ve yapıların yurtsever-demokratik temelde birliğinin zorunlu olduğu gerçeğini gözden kaçırmadan, somut herhangi bir talep için biraraya gelmelidirler.
Dil konusunda atılan olumlu adım, diğer ortak taleplerde, örneğin Kürd kimliğinin tanınması ve anayasal güvenceye kavuşturulması, siyasi tutukluların serbest bırakılması, vb. gibi talepler için de atılabilir. Bu konuda yaşanacak başarı, daha geniş ve kalıcı iş birliklerinin oluşturulmasına yardımcı olacağı gibi, Türkiye’deki demokrasi ve değişim mücadelesine önemli katkı sunacaktır.
Seçimlerde ittifak yapılmasının önünü açan yasal düzenlemeler, Meclisin çok partili bir yapıya kavuşmasına kapıyı araladığı bir gerçek. Ama “Türk Tipi başkanlık” sisteminde ise, bugüne kadar yaşananların gösterdiği gibi, parlamento işlevsiz bir yapı arz ediyor.
Bununla birlikte yeni dönemde yerellik ve yerelde iktidar olmak önem kazanıyor ve ön plana çıkıyor. Yerel seçimler, bölgesel talepler ve bu uğurda yapılacak legal, demokratik ve barışçıl eylemler, Kuzey’de yurtsever ve demokratik güçlerin birlikte davranması için önemli bir zemin sunuyor. Bu anlamda PAK ve PSK’nin ““Yerel Seçimlerde Ulusal ve Demokratik Alternatif” şiarıyla yaptıkları çalışma bu konuda atılmış önemli bir adımdır. Bu adım, diğer yurtsever, demokratik güçlerin katılımı ve desteğiyle ete kemiğe büründürülmelidir.
Unutmayalım ki, birlikte çalışmak, tarafların birbirini tanımalarına yardımcı olduğu gibi, onları değiştirir de.  Bu ise, Kürd halkının yıllarca özlemini çektiği ulusal demokratik birliğinin yolunu açar.
Kürdistan Stratejik Belgesi
Bölgedeki siyasal gelişmeler, tüm parçalardaki Kürd hareketinin vardığı aşama bir kez daha gösteriyor ki, Kürd sorunu çözülmeden bölgeye huzur, güven ve barış gelmez. Bölgeye yönelik kurulacak yeni denklemler, hazırlanacak siyasi haritalar artık Kürdsüz olmaz, olamaz.
Sözkonusu gelişmeler ayrıca, Kuzey, Batı, Güney ve Doğu Kürdistan’daki süreçlerin giderek iç içe geçtiğini, birbirini daha derinden etkilediğini ve birbirinden etkileneceğini ortaya koyuyor.
Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, tüm parçalardaki Kürd ulusal hareketi için zorluklarla dolu bir dönemin başladığı gösteriyor. Zorlu sürecin getirdiği zorlu sorunlar ancak ulusal, demokratik,  katılımcı politikalar ile çözülür, hamasi sloganlar ve hayali projeler ile değil.
Türkiye’nin bölgenin etkin, hatırı sayılır ve dikkate alınan bir ülke olduğuna kuşku yok. Kuzey Kürdistan ulusal demokratik hareketi de öyle.
Kuzey Kürdistan ulusal demokratik hareketi kendisine yüklenen görevlerini yerine getirmesi, Türkiye politikasındaki rolünü gereği gibi oynaması birliğini sağlamasına bağlı.
Bu işe Kuzeyli tüm yurtsever parti ve tarafların iradesini içeren, hazırlayıcılarını devlet, halk ve birbiri nezdinde yükümlülük altına sokacak bir “Kürdistan Stratejik Belgesi” hazırlamakla başlanabilir.
16 Ağustos 2019

primi sui motori con e-max

Topluluk

PAK û PSK li Enqereyê ligel
Serokê Giştî yê PAKê Mustafa ...
Hevdîtinên PSK û PAKê li
Serokê Giştî yê PAKê Mustafa ...
PAK û PSKyê lî Engereyê hevdîtin
Serokê Giştî PAKê Mustafa Ozçelîk, ...
Partiya Sosiyalîst a Kurdistan û
Şandeke Partiya Sosiyalîst a ...
Hevdîtina PSK û KOMELA
Heyeta Partiya Sosyalîst a ...
Hevditina HDKÎ û PSK
Heyetek ji Partiya Sosyalîst a ...
PSK Serdana PDK (Rojhilat) Kir
Heyetek ji Partiya Sosyalîst a ...
Hevditina PSK û PŞK
Dengê Azad-HewlêrDi roja ...
Heyeta PSK Serdana ENKS Kir
Dengê Azad-HewlêrDi 15.01.2019’an ...
Hevdîtîna Heyeta PSK û Partiya
Heyata Partiya Sosyalîsta ...
PSK, PDKİ görüşmesi
PSK Genel Başkanı Mesud Tek, ...
PSK Heyeti YNK’yi ziyaret etti
19 Temmuz günü PSK Genel Başkanı ...
PSK-Pêşverû Görüşmesi
Güney Kürdistan’da bulunan ...
Mesud Barzani PSK Heyeti İle
PDK Genel Başkanı Mesud Barzani, ...