Mesud Tek

1968 yılı ve sonrasında tüm dünyada “yeni bir dünya mümkün” sloganı altında yapılan eylemlerde yer alanlar ve örgütleyicileri için “68 kuşağı” deniyor.
Benim yaşım bu kuşak için küçük ama bu kuşağın Elâzığ ve Dersim yöresinde gerçekleştirdiği bazı eylemleri hatırlıyorum.
“78 kuşağı” veya “78’liler” kime deniliyor, ben bu kuşağa mı aitim? Doğrusu bilmiyorum.
Benim kuşağım 70’li yılları sonrası kuşağı.
Güney Kürdistan’da Mela Mustafa Barzani önderliğindeki ulusal hareketin 11 Mart Otonomi Antlaşması ile taçlandığı, tüm dünyada ulusal kurtuluş hareketlerin başarıyla sürdüğü ve zaferle sonuçlandığı, sosyalizm özellikle gençler ve aydınlar arasında son hızla yayıldığı ve bazı yerlerde sosyalist olmayan gençlere kız verilmediği bir dönemin genciyim ben.
Bizim dönemimizde, -ki ben bu dönemin hemen hemen hepsini Diyarbekir’de geçirdim- hepimiz politikleşmiştik, hepimiz hem safımızı hem de mevzilerimizi belirlemiştik. Safımız devletin karşısındaydı, ama mevzilerimizi ayrı ayrı idi, kimimiz Özgürlükçü, kimimiz DDKDli kimimiz KAWAcı, kimimiz KDPli, kimimiz KUKçu,kimimiz Rizgarici, kimimiz UKOcu, kimimizde “bağımsızdık”.
Aramızda sıkça kavgaya dönüşen sert tartışmalar olurdu. Her birimiz ayrı ayrı dernekler kurmuştuk, bir arada bulunduğumuz meslek kuruluşlarının yönetimini ele geçirmek için bazen ortak davranıyor, bazen çekişiyor ve bazen da yaralanmalara yol açan kavgaya tutuşuyorduk.
Mevzilerimiz giderek ayrışmaya başlıyordu ama Diyarbekir’de okullar ve yurtların denetimini elinde bulunduran devlet destekli faşistlere karşı omuz omuza idik, 1975 yılında MHP lideri Alpaslan Türkeş’e Diyarbekir’de miting yaptırmazken de…
Aramızda çok iyi polemikçiler, hatipler vardı ve biz onlara özenirdik. Dışımızdakileri ikna edip kendi hattımıza kazanmak amacıyla iyi bir tartışmacı, iyi bir hatip olmak isterdik. Bu ise bizi okumaya, araştırmaya teşvik ederdi.
Bazen saatlerce süren tartışma seansları düzenlenirdi, guruplar en polemikçi ve bilinçli arkadaşlarını bu seanslara katmak için çabalardılar.
Hele demokratik kitle örgütlerinde “faşizme karşı mücadele”, “milli mesele”, “sosyal emperyalizm” konularında “abilerimizin” verdikleri seminerlerin tadına doyum olmazdı. Seminerlere günler önce hazırlanır, konuşmacı bizden değilse onu zora sokacak sorular hazırlardık. Seminer sonrası ise “gördüm mü, sorumuza cevap veremedi” ya da “filanca abi dinleyicileri mest etti” diye gururlanırdık.
Şimdiki parametrelerle ile belki normal insanlar değildik, ama bilgiye susamıştık, Kürdistanı kuracaktık, yoksulun yetimi hakkını alacaktık. Yetmezdi dünyayı kurtarmaya soyunmuştuk, güneşi zapt etme yolculuğuna çıkmıştık.
Bir parça ekmeği paylaşan, ortak yenilen yemekte karşımdaki yoldaşım doysun deyip sofradan erken kalkan ve arkadaşı da aynı refleksi gösterdiği için tabakta her zaman “parûyeşermê” (son lokma) bırakan ve kısaca anlatmaya çalıştığım ve bir parçası olduğum bu kuşağa ne ad verilir bilmiyorum. Benim önerim, yukarıda efsunlu havayı birlikte yaşadığım, genç yaşta kaybettiğim Dr. Bozan Erdem’in adlandırmasıyla bu nesle “kayıp nesil” denilmesidir.
“Şimdi bir kürek bok olsaydı bunun ağzına sürseydim”
Benim dönemimin en renkli kişilerinden birisi de Terzi Niyazi Usta idi. Niyazi Usta halk filozofuydu, bilinci bir emekçi, yılmaz bir sosyalistti. Niyazi Usta’nın bir diğer özelliği ise hazır cevap biri olması, taşı gediğine koyması ve sunturlu küfürler savurmasıydı. Öyle ki bazen canımız sıkıldığında bize küfretsin diye Niyazi Usta’nın dükkanına gider ve onu kızdıracak şeyler söylerdik.
Galiba 1976 yılı idi. Birinci Milliyetçi Cephe Hükümeti’nin ilk aylarıydı zannedersem. Aynı dönemde yurtsever gençler arasında “faşizm bizi ilgilendirmez, bizim işimiz sömürgecilerle” diye ifade edilen görüş de bir hayli yaygındı. Niyazi usta ise her yanına gelene “öncelik faşizme karşı mücadeledir, Kürd sorunundan bahsetmenin yeri ve zamanı değildir” mealinde şeyler söylüyordu.
Evlilik hazırlığı yapan ve “faşizm bizi ilgilendirmez” görüşünü paylaşan bir öğrenci arkadaşımız (izin almadığım için adını vermem doğru olmaz. Bu nedenle arkadaşı Cemşid lakabıyla çağıralım) damatlık elbisesini Niyazi Usta’ya diktiriyordu.
Son provaları yapmak için diktiği elbiseyi Cemside giydiren Niyazi Usta, bir yandan elbisenin eksik ve fazlalıklarını tespit ederken, bir yandan da gence “Cemşid, oğlum faşizm çok kötüdür, bu kez gelirse 12 Mart gibi yumuşak olmaz, kasıp kavurur” diyerek propaganda yapıyordu.
Cemşid cevap olarak “faşizmin geleceği varsa göreceği de var” deyince Niyazi usta uzun uzun Cemşide baktı. Elbiseyi üzerinden yırtarcasına çekip fırlattı ve “şimdi burada bir kürek bok olsaydı da bunun ağzına sürseydim” dedi.
(*) Ramon Kahramaner’in “78 Kuşağının şen çocukları” adlı iıtabında yayınlandı.

primi sui motori con e-max

Topluluk

PAK û PSK li Enqereyê ligel
Serokê Giştî yê PAKê Mustafa ...
Hevdîtinên PSK û PAKê li
Serokê Giştî yê PAKê Mustafa ...
PAK û PSKyê lî Engereyê hevdîtin
Serokê Giştî PAKê Mustafa Ozçelîk, ...
Partiya Sosiyalîst a Kurdistan û
Şandeke Partiya Sosiyalîst a ...
Hevdîtina PSK û KOMELA
Heyeta Partiya Sosyalîst a ...
Hevditina HDKÎ û PSK
Heyetek ji Partiya Sosyalîst a ...
PSK Serdana PDK (Rojhilat) Kir
Heyetek ji Partiya Sosyalîst a ...
Hevditina PSK û PŞK
Dengê Azad-HewlêrDi roja ...
Heyeta PSK Serdana ENKS Kir
Dengê Azad-HewlêrDi 15.01.2019’an ...
Hevdîtîna Heyeta PSK û Partiya
Heyata Partiya Sosyalîsta ...
PSK, PDKİ görüşmesi
PSK Genel Başkanı Mesud Tek, ...
PSK Heyeti YNK’yi ziyaret etti
19 Temmuz günü PSK Genel Başkanı ...
PSK-Pêşverû Görüşmesi
Güney Kürdistan’da bulunan ...
Mesud Barzani PSK Heyeti İle
PDK Genel Başkanı Mesud Barzani, ...