PSK G. Başkanı Bayram Bozyel'in 3. Büyük Kongre Konuşması
14.11.2022

Mêvanên ezîz,

Nunerên partî û rêxistin yên giranbûha,

Kedkarên çapemeniyê yên birûmet,

Heval û hevrêyên delal,

Hûn hemî bixêr û xweşî hatin Konreya Sêyemîn ya Partiya Sosyalîst a Kurdistan

Jibo beşdariya we gelekî spas dikim.

Bi minasebeta Kongreya me ya sêyemîn ez hemî şehîdên doza azadiyê û Kurdistanê bi rêz û hurmet yad dikim.

Ez slav li hemî wan jin û mêran, keç û xortan dikim ku ji destpêkê heta îro ked û canê xwe bexşê Partiya Sosyalîst a Kurdistanê kirine.

Ez spasdarê wan kesan im ku di dirêjahiya pênce salî da alaya partiya me her tim bilind girtine û bênavber anîne heta îro.

Ev têkoşîn û berxwedan birûmet e, ciyê rêzê û şanazîyê ye.

Herwisa ez gelek spasiya Birêz Mesud Tek dikim, ji ber ked, xebat û xizmeta wî ya ji bo partiya me.

Ez dixwazim bejim ku eger ji ked û rola wî nebûya partiya me dibe ku îro di vê qonaxa legal da tunebûya.

Bihêviya ku Kongreya me ya Sêyemîn hem ji bo partiya me hem jî ji bo doza azadiyê serkeftîbe û bibe destpêkekê nû.

Değerli Konuklar,

Siyasi parti ve kurumlarımızın değerli temsilcileri,

Değerli basın emekçileri,

Sevgili partili arkadaşlarım,

Kürdistan Sosyalist Partisi 3. Büyük Kongresi’ne hoş geldiniz.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Kongremizin partimiz ve halkımız için hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.

Değerli arkadaşlarım,

Dünyada, bölgede ve ülkemizde önemli ve sarsıcı gelişmelerin yaşandığı bir süreçten geçiyoruz.

Yeniden başlayan soğuk savaş ve olası sonuçları

Bilindiği gibi 1989’da, Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra dünyada soğuk savaş son bulmuş, demokrasiye geçen ülkelerin sayısı artmış, yarım yüzyıl boyunca soğuk savaş döneminin gölgesinde unutulmaya terkedilen Kürt sorunu ve benzeri ulusal sorunlar dünyanın gündemine girmişti. Kürdistan’ın güney parçasının özgürleşme yoluna girmesi de söz konusu iklim ortamında mümkün olmuştu.

Bu yılın ilk aylarında Rusya’nın, Ukrayna’ya saldırmasıyla dünya, yeniden soğuk savaş dönemine geri döndü.  Ukrayna saldırısı karşısında ABD, AB, Japonya, Avusturalya, Kanada olmak üzere, bütün Batı dünyası kenetlenerek Rusya’ya karşı çok yönlü bir ambargo uygulamaya başladı. Söz konusu ambargo ve kutuplaşma bir yanda küresel ekonomide daralma ve silahlanmaya yol açarken, bir yanda da Rusya’nın sıkça dillendirdiği bir nükleer savaş tehdidini gündeme getirdi.

Dünya’da başlayan soğuk savaş rüzgârının ve gerilim ikliminin Kürtler bakımından iki yönlü sonuçlar üretmesi mümkündür.

Birincisi, aşırı kutuplaşmış bir dünyada, geçmişte olduğu gibi Kürt sorunu gibi ulusal ve bölgesel ölçekli sorunların geri plana düşmesi ve büyük güçlerin ilgisini kaybetmesi; ikincisi ise, Rusya’nın gaz ve enerjisine bağımlı olan Batı için, Kürdistan’ın bir gaz ve enerji koridoru olarak ön plana çıkması ihtimalidir.  

Kürtler, her iki seçeneğe da hazır olmak durumundadır.

Ortadoğu’da statüko çöküyor, Kürtlerin rolü artıyor

Değerli Arkadaşlar,

Geçen yüzyılın başında büyük güçlerin çıkarlarına göre dizayn edilen Ortadoğu’da, statüko giderek çöküyor. Kürdistan’ın birer parçasını işgal eden Irak ve Suriye, yıkıma uğrayan devlet konumunda bulunuyor. İran ise mukadder sona doğru hızla yaklaşıyor.

Ortadoğu’da Kürtler bakımından kader anları yaşanıyor.

Kürtler, Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesinde merkezi ve çok belirleyici bir konum kazanıyorlar.

Son yıllarda yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen, Kürdistan coğrafyası, Irak’ın en güvenli ve istikrarlı bölgesi ve demokrasinin vahası durumundadır. Kürdistan siyasi aktörleri Bağdat’ta, sistemin işleyişi bakımından kilit bir rol oynamaktadır.

Çoklu etnik ve siyasi yapısı, işleyen parlamenter sistemi, özgür basını ile Kürdistan Bölgesi, Ortadoğu’da örnek bir demokratik yaşam modeli oluşturmaktadır. Kürdistan Bölgesi, küresel güçlerin muhatap aldıkları, uluslararası demokratik kamuoyunun değer verdiği önemli bir ortak konumundadır.

Güney Kürdistan, bütün Kürtler için bir umut ve güvence kaynağıdır. Yüz yıllık mücadelenin sonucu elde edilmiş bir ulusal kazanımdır. Tarihi önemdeki bu ulusal kazanımları korumak hepimizin boynunun borcudur.

Öte yandan Güney Kürdistan’daki siyasi aktörlerin kendi iç sorunlarını çözmesi, ortak bir Peşmerge gücünün kurulması,  idari ve mali yönetimin merkezileştirilmesi yönündeki çabaların hızlandırılması hepimizin beklentisidir.

Suriye’de de Kürtler olmadan yeni bir düzenin,  istikrar ve barışın inşa edilemeyeceği apaçık ortadadır. Suriye savaşının son bulması ve bu ülkede yeni bir sistemin kurulması ancak Kürtlerin ulusal demokratik haklarının tanınmasıyla mümkündür.

Açık ki savaşın bitip tükettiği bu ülkede, etkili ve büyük güçlerin muhatap alıp desteklediği tek aktör Kürtlerdir. Bu durum, Suriye’nin inşa sürecinde Kürtler için büyük bir şanstır.

Bu noktada yapılacak şey, Suriye’de Kürtlerin kapsamlı bir ulusal ittifak kurması, dünyadaki dostlarına güven vererek özgürlüklerini adım adım inşa etmesidir.

İran ise uzun bir zamandan beridir içten içe kaynıyor. Kürt Kızı Jina Emini’nin İran rejim güçleri tarafından katledilmesinin ardından başlayan tepkiler, bir anda İran’daki bütün etnik, dini ve toplumsal kesimleri kapsayan genel bir direnişe dönüştü. Tahran’daki baskıcı rejim ise şimdiye kadar yüzlerce sivili katletti. Bu yetmezmiş gibi Kürdistan Bölgesi’ndeki Doğu Kürdistanlı sivillerin bulunduğu kampları bombalayarak dikkatleri içerdeki direnişten, dışarıya kaydırmak istiyor.

Buradan bir kez daha özgürlük, demokrasi ve insanca bir yaşam uğrunda, başta Kürler olmak üzere İran’daki halkların yürüttüğü barışçıl ve meşru mücadeleyi desteklediğimizi ve İran halklarının yanında olduğumuzu belirtiyoruz.

Değerli dostalar, arkadaşlar,

Türkiye çok yönlü bir kriz yaşıyor

Türkiye, son yıllarda çok yönlü; ekonomik, sosyal, kültürel, toplumsal ve diplomatik topyekûn bir kriz yaşıyor.

Ülkedeki demokratik kazanımlar rafa kaldırılmış, parlamento işlevsiz hale getirilmiş, hukukun üstünlüğü ilkesi yerine, keyfi ve otoriter bir yönetim inşa edilmiştir

Demokratik denge ve denetleme mekanizmaları askıya alınarak iktidarın bütün gücü ve yetkisi tek elde, tek bir kişide toplanmıştır.

Söz konusu keyfi ve otoriter yönetimi eleştiren basın, yoğun bir sansür altına alınmış, muhalefetin hareket alanı daraltılmış, düşünce ve ifade özgürlüğü kullanılamaz hale gelmiştir.

Yargı, adaleti dağıtmak yerine, muhalefeti susturan ve hukuksuzluk üreten bir aygıta dönüşmüştür.

Kayyum uygulamaları ile halkın iradesi yok edilmiş, binlerce siyasetçi, aydın ve yazar tutuklanmış, kamuda çalışan yüzbinlerce insan KHK’lerle işten atılarak büyük mağduriyetlere uğratılmıştır.

İktidarın izlediği gerilim ve kutuplaştırma siyaseti nedeniyle muhaliflere yönelik linç girişimleri artmış, batı illerinde Kürtlere dönük toplu katliamların zemini hazırlanmıştır.

İçerde artan antidemokratik ve hukuka aykırı uygulamalar ve dışarda izlenen saldırgan politikalar nedeniyle Türkiye dünyadan hızla izole olmakta ve yalnızlığa sürüklenmektedir.

Son dönemde daha da derinleşen ekonomik sorunlar, artan enflasyon ve kontrolden çıkan zamlar, toplumu derin bir yoksulluk ve yokluğun içine itmiştir.

Bütün bu sorunlar yığını toplumu cinnet noktasına getirmiştir. Bu kaotik tablonun sonucu olarak her gün; kadınlar katledilmekte, gençler ve okumuş insanlar can havliyle yurtdışına kaçmakta, gelecek umudunu yitiren insanların sayıları artmaktadır.

Türkiye’de yaşanmakta olan söz konusu çok yönlü krizin temelinde Kürt meselesinin yattığına şüphe yoktur.

Kürt meselesinde izlenen inkâr ve şiddet anlayışı, Türkiye’deki mevcut sorunların katlanarak topyekûn bir krize dönüşmesine yol açmıştır.

O halde Kürt meselesinin çözümü daha fazla ertelenemez!

Kürt meselesinin adını doğru koymak

Bu noktada Kürt meselesini doğru tanımlamak ve adını doğru koymak önem kazanmaktadır.

Kürt meselesi her şeyden önce, koca bir halkın en temel ulusal ve insani haklarının gasp edilmesinden kaynaklanan bir meseledir. Kürtler çok eski bir tarihe, belirgin bir kişiliğe, zengin bir dil ve kültüre,  kesintisiz bir mücadele iradesine sahip bir millettir.

Ve bin yıllardır ülkeleri Kürdistan’da yaşamaktadır.

Kürt milletinin de her millet gibi, kendi ülkesinde özgür ve onurlu bir şekilde yaşama hakkı vardır.

Kürt halkının ulusal ve insani haklarının gaspı tarihi bir haksızlıktır. Bölgede barış ve istikrarın temini Kürt meselesinin hak eşitliği temelinde adil ve eşitlikçi çözümüne bağlıdır.

Bu konuda atılacak adımlar çok açık ve nettir.

Kürt kimliği ve Kürdistan gerçeği tanınmalı ve anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır.

Kürt dili resmi dil statüsü kazanmalı, Kürdistan’da eğitim dili olarak kabul edilmelidir.

Kürt ve Kürdistan ismiyle her türlü örgütlenme ve faaliyet serbest kılınmalıdır.

Kürdistan’da ismi değiştirilen tüm yerleşim birimlerinin, coğrafi ve tarihi yerlerin Kürtçe isimleri iade edilmelidir.

Mezarları yok edilen ve tarihe mal olan Kürt şahsiyetlerin mezarlarının yerleri açıklanmalı, geçmişte Kürt halkına yapılan mezalimden dolayı özür dilenmelidir.

Kürt sorununun çözümü için uygun bir zeminin oluşması bakımından Kürdistan’da sürüp giden askeri operasyon ve yığınaklar son bulmalı, siyasi tutuklular serbest bırakılmalı, Kürdistanlı partilere dönük açılan kapatma davaları sonlandırılmalıdır.

Benzer şekilde Türkiye; Irak, Suriye ve İran’da yaşayan Kürtlere karşı izlediği hasmane tutumdan vazgeçerek onlarla dostça ilişkiler geliştirmelidir.

Türkiye; Irak, Suriye ve İran’da yaşayan Kürtlerle iyi ilişkiler kurmalı, Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl çözümünü kolaylaştıran adımlar atılmalıdır.

Mevcut siyaset sürdürülemez hale gelmiş, çözüm kendini dayatmıştır

Değerli arkadaşlar,

Türkiye’deki bütün ekonomik, sosyal ve siyasal göstergeler mevcut baskı ve inkâr politikasının sonuna gelindiğini göstermektedir.

Başka bir ifade ile mevcut siyaset tarzı tıkanmış, bütün limitler tükenmiştir.

Toplumun ezici çoğunluğu mevcut durumdan bunalmıştır.

Demokrasi ve özgürlük talebi geniş kesimlerin ortak talebi haline gelmiştir.

Önümüzde bir seçim var.

Mevcut başkanlık sistemi denilen ucube sistem yoğun olarak tartışılıyor.

Sistem tartışmalarına bağlı olarak yeni bir anayasa yapımı her geçen gün kendini dayatıyor.

Kürt meselesi ise bütün ağırlığı ve yakıcılığı ile gündemdeki yerini koruyor ve acil çözüm bekliyor.

Başka bir ifade ile Türkiye bakımından köklü bir değişim kaçınılmaz hale geliyor.

Kürtlerin ulusal birlik ihtiyacı

Türkiye’nin böylesine ciddi bir eşikte olduğu süreçte Kürtlerin ulusal birliği son derece önem kazanmaktadır.

Bu noktada büyük Kürt düşünürü Ahmedê Xanî’nin 300 yıl önce dile getirdiği şiarı hatırlamamızda yarar var; “Ger Hebûya me Tefaqek(…)” Hiç şüphesiz güçlü bir ittifakımız olsaydı tarih Kürtler bakımından başka türlü akardı.

Büyük düşünür Ahmedê Xani’nin söz konusu şiarı bugün de yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.

Değerli Arkadaşlar,

Partimiz, işin başından beri, Kürt halkının özgürlüğünden yana bütün ulusal demokratik güçlerle en geniş güçleri kapsayan bir ulusal demokratik ittifakın inşasını siyasi hedeflerinin odağına koymuştur.

PSK, uzun bir zamandan beri bu yönde yürüttüğü çalışmayı, benzer hedeflere sahip Kürt siyasal aktörlerle olgunlaştırıp geliştirmeye hız vermiş durumdadır. Ulusal demokratik Kürt ittifakı, Kürt halkı bakımından özgürlüğün yegâne garantisidir.

Gelinen aşamada önerimiz şudur: Bütün Kürt siyasi yapıları, demokratik sivil kurumları ve yurtsever şahsiyetler, Kürt halkının yakıcı ulusal demokratik taleplerini içeren bir program etrafında birleşerek Türkiye’deki siyasal sürece bir taraf olarak, Kürt tarafı olarak dâhil olmalıdır.

Kürt halkının bütün güç ve enerjisini ortak bir program etrafında harekete geçiren bir Kürt ittifakını, hiçbir aktör görmezden gelemez, yok sayamaz.

Böylesine bir Kürt birliği ya da ittifakı, bir yanda Kürt halkının haklı ve meşru taleplerini siyasi platformlara taşırken, aynı zamanda Türkiye’de siyasetin normalleşmesine ve demokratikleşmesine katkıda bulunabilir.

Öte yandan uygulanmakta olan başkanlık seçimlerindeki %50 +1 kuralı, Kürtlerin oyunu kilit hale getirmiştir.

Başka bir ifade ile Kürtlerin taleplerini dikkatte almayan hiçbir güç Türkiye’de iktidara gelemez, gelse bile muktedir olamaz.

Dahası, bunca baskı ve zorbalıklara rağmen, Kürt meselesi hiç olmadığı kadar toplumun ve siyasetin gündemine girmiş durumdadır. Zira Kürt meselesini demokratik ve siyasal zeminde çözmek dışında bir seçenek kalmamıştır.

Kürtlerin yapması gereken şey, Türkiye’de gündeme gelecek değişimin, Kürtlerin lehine şekillenmesine akılcı ve meşru yöntemlerle katkıda bulunmaktır.

Kürt sorununu çözüm girişimleri ve demokrasi mücadelesi iç içe geçmiştir

Değerli arkadaşlar, altını çizmemiz gereken bir nokta da şudur;

Gelinen aşamada Kürt meselesinin çözümsüzlüğü ile Türkiye’de demokrasi yokluğu önemli oranda iç içe geçmiştir. Kürt meselesinin inkâr ve şiddetle bastırılması, Türkiye’de demokrasinin zeminini tahrip ederken, demokrasinin yokluğu, Kürt sorununun çözümünü daha da zora sokmuştur.

Türkiye’de demokrasiden yana her köklü değişim, Kürt halkının özgürlük mücadelesini büyük ölçüde kolaylaştıracaktır. Kürt sorununu çözme yönündeki girişimler ise, Türkiye’de sürecin normalleşmesine büyük bir ivme kazandıracaktır.

Bu çerçevede partimiz, Türkiye ölçeğinde demokrasi ve değişimden yana bütün güçlerle işbirliği yapmaya ve onlarla dayanışma içinde olmaya büyük bir önem atfetmektedir.  Bunun yolu ise, demokrasi ve değişimden yana bütün kesimleri kapsayan bir demokrasi ittifakının inşasından geçmektedir. 

Türkiye’de yüzyıllık geçmişe sahip şoven, militarist ve otoriter düzeni değiştirip dönüştürmek ancak kapsamlı ve radikal bir demokrasi perspektifine sahip ittifak ile mümkündür.

Özgürlük mücadelesinde 5 temel ilke

Değerli dostlar,

Kürt halkının özgürlük mücadelesinin başarısı için beş temel ilkenin altını çizmek ve sizlerle paylaşmak istiyorum.

1-Kürt halkı bundan böyle ilkesel olarak şiddeti dışlayan açık, legal ve meşruiyetçi bir mücadele tarzı benimsemelidir.

Gelinen aşamada şiddete ve savaşa dayalı anlayışın Kürt halkının mücadelesine yarar yerine zarar verdiği apaçık ortadadır. Savaş ve şiddet yöntemleri, devletin Kürt halkının haklı mücadelesini, kriminoloji alanına itmesine yol açmakta, bu da ona inanılmaz imkânlar vermektedir.

Bu çerçevede PKK’nin yapması gereken şey, silahlı mücadele yöntemine son verip, legal demokratik mücadelenin önünü açmasıdır.

Benzer şekilde devlet, yüzyıldır denenmiş şiddet yöntemlerinde ısrar etmek yerine, Kürt meselesini demokratik siyaset zemininde ve barışçıl yöntemlerle çözmeyi esas almalıdır

2- Kürt dilini, kültürünü, ulusal ve tarihi değerlerini yaşatmak ve bunları yasal ve anayasal güvenceye kavuşturmak yönünde topyekûn bir seferberlik ilan edilmeli ve bu uğurda verilen mücadele, yeni dönemde özgürlük projesinin ana dayanağı olmalıdır.

3- Gelinen aşamada Kürtlerin ve Kürdistan meselesinin bütün yalınlığı ve netliği ile projelendirilmesi son derece önemlidir. Sorunun odak noktasının, Kürtlerin ülkeleri Kürdistan’da, kendilerini özgürce yönetmesidir. Bu hususun altı önemle çizilmelidir. Böylesine somut bir yaklaşım, soruna taraf olan bütün aktörlerin tutumlarının netleşmesini kolaylaştıracaktır.

4. On yıllardır Kürt meselesinin, Kürdistan meselesi yönünde dönüştüğü ve bu bağlamda bölgesel ve küresel bir boyut kazandığı apaçık ortadadır. Başka bir ifade ile Kürdistan’ın bölünmüş parçalarının kaderi, hiç olmadığı kadar birbirine bağlanmıştır. Bu durum, aynı zamanda dört parça düzeyinde, uygun bir işbirliği, diyalog ve koordinasyon ihtiyacını gündeme getirmektedir. Bize göre bu ihtiyacı karşılayacak mekanizma, belirli aralıklarla toplanacak Kürdistan konferanslarıdır.

5- Ulusların özgürlük mücadelesinde, iç ve dış faktör ayrımının anlamsızlaştığı hatta dış faktörlerin iç faktörlerden daha çok önem kazandığı günümüz dünyasında, Kürtler, uluslararası destek meselesi üzerine yeniden düşünmeli, diplomasi mücadelesini önceliklerinin ilk sırasına yerleştirmelidirler.

Elbette bir halkı kurtuluşa götüren kolay bir yol yoktur.

Ancak barışçıl, demokratik ve meşru temelde, ulusal özgürlüğü için ayağa kalkıp seferber olmuş Kürt halkının mücadelesini durdurmaya hiç kimsenin gücü yetmeyecektir.

Diyarbakır Cezaevi bir Hafıza Müzesi’ne dönüştürülmeli

Değerli arkadaşlar,

Son dönemde Diyarbakır Cezaevi, namı diğer 5 Nolu yeniden gündemdedir.

Hükümet burayı boşalttı.

Bu ilk adım önemlidir. Bundan sonraki sürecin takipçisi olacağımız bilinmelidir.

Diyarbakır Cezaevi bizim geçmişimizdir. Hem burada Kürt halkına yapılan insanlık dışı zulüm hem de bu zulme karşı verilen direniş bakımından Diyarbakır Cezaevi bir semboldür. Geçmişte yaşananların unutulmaması ve benzeri zulümlerin bir daha yaşanmaması için Diyarbakır Cezaevi, bir Hafıza Müzesi olarak korunup yaşatılmalıdır. Bu süreçte cezaevi mağdurlarının, insan hakları savunucularının ve benzer deneyimleri yaşamış ülkelerin birikimlerinden faydalanılmalıdır.

100. Yılında Lozan Antlaşması’nı masaya yatırmak

Gelecek yıl Lozan Antlaşması’nın yüzüncü yılıdır.

Ülkemize ve halkımıza köleliği dayatan bu uluslararası antlaşmayı yeniden değerlendirmek ve gerekli sonuçları çıkartmak önemli bir görevdir.

Kürtler olarak, 100. Yıl dönümü nedeniyle bu anlaşmayı bütün yönleriyle masaya yatırmalı ve Kürtler bakımından olumsuz sonuçlarını ortadan kaldırmak için içerde ve uluslararası planda yoğun bir kampanya başlatmalıyız.

PSK’nin ulusal özgürlük mücadelesindeki rolü ve kararlı mücadelesi

Değerli arkadaşlar,

PSK, Kürtlerin yarım yüz yıllık özgürlük mücadelesi tarihiyle özdeş bir partidir.

Partimiz son yarım yüzyıl boyunca Kürt halkının özgürlüğü için kesintisiz ve kararlı bir mücadele sürdürmüştür.

PSK, Kürt halkının özgürlük mücadelesine akan bir nehirdir;  kâh gürül gürül, büyük bir coşkuyla akmış, kâh hızı azalmıştır. Ama akışı asla kesilmemiştir. Boşuna, “Taşı delen suyun gücü değil, sürekliliğidir,” denilmemiştir.

Kürt hareketinin değişik süreçlerine ilişkin büyük ve zengin bir mücadele birikimine ve hafızasına sahibiz. Geçmiş mücadelemizle gurur duyuyoruz.

Buna karşın asla hizipçi bir anlayış ve kibre sahip değiliz.  PSK, kendini büyük Kürt mücadelesinin bir parçası olarak görmektedir.

PSK’nin büyüyüp güçlenmesini, halkımızın özgürlük mücadelesinin büyüyüp güçlenmesi olarak değerlendiriyoruz.

Stratejik hedefimiz, Kürt halkının kendi ülkesinde özgür, onurlu ve müreffeh bir biçimde yaşamasıdır.

Bunun için herkesle, ama herkesle samimi bir şekilde gücümüzü birleştirmeye hazırız.

Bunun için gerekli birikim, inanç ve cesarete sahibiz.

Biz haklı bir davanın sahipleriyiz ve mutlaka kazanacağız.

Hepinize selam ve saygılarımı sunuyorum.

30.10.2022

Bayram Bozyel

Mitani Oteli, Diyarbakır

 

 


YORUM YAZ