Tam Sırası
6.02.2022

Mesud Tek

Pandemi dünyada kapitalist sistemin tüm defolu yönlerini açık saçık ortaya döktü. İşsizliğin, yoksulluğun arttığı, hem ülkeler hem de kişiler bazında zenginin daha zengin, fakirin ise daha fakir olduğu ve yeni liberalizmin mezarına son çiviyi çakıp, sistemi varlığını idame ettirmek için yeni arayışlara ittiği bir süreci başlattı.

Bu süreçte, Ortadoğu, Kürdistan ve Türkiye’de, Kürdlerin geleceğini ilgilendiren ve ulusal kazanımlara yol açacak fırsatlar kadar, riskler de içeren gelişmeler yaşanıyor. Bu gelişmeleri objektif bir biçimde değerlendirmek, makul ve gerçekçi bir program yapıp yol haritası çizmek, Kürd siyasetinin önünde önemli bir görev olarak duruyor.

Kürd siyaseti kendini başarıya götürecek yeni bir politika belirleyip programını yaparken bugün bile bölgedeki siyasal gelişmelerin son tahlilde dış güçler, başta da ABD ile Rusya tarafından, bu ülkelerin kendi aralarında ve bölge devletleriyle ilişkileri, çelişki ve uzlaşmaları sonucu belirlendiği gerçeği göz önünde bulundurmalıdır.

Akılda tutulması gereken bir diğer önemli nokta ise, Kürd sorunu çözülmeden bölgede huzur ve güvenin tesis edilemeyeceği gerçeğinin, bölgede ve uluslararası arenada giderek genişleyen bir çevre tarafından görülmesidir.  Sadece bölge devletlerinin değil, aynı zamanda batılı devletlerin nezdinde de Kürdler gözden ırak tutulmayacak bir güç haline gelmişlerdir. Artık Kürdleri ve taleplerini dikkate almayan Ortadoğu’ya ilişkin proje ve politikaların başarı şansı yoktur. Mücadeleleri, fedakârlıkları ve ödedikleri bedeller sonucu, Kürdler artık bir siyasi nesne değil, dikkate alınan siyasi aktördürler.

Bazı “Kaygı Verici” Gelişmeler

Bölgemizde yaşanan siyasal gelişmelere gelince…

Ortadoğu ve yakın Doğu’da bazı mühim gelişmeler yaşanıyor. Bunların başında Kürdler arasında kaygı yaratan ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi ve Irak’tan çekilmeyi gündemine alması geliyor.

Bununla birlikte Rusya’nın Suriye’nin geleceğinin belirlemesinde baş aktör haline geldiği ve bu durumun uluslararası camia tarafından da kabul görünüp desteklendiği bir süreçten geçiyoruz.

Biz detaylarını bilmesek de Suriye’nin geleceği noktasında ABD ile Rusya arasında bir uzlaşma var ve bazı konularda paralel tavır alıyorlar. Son dönemde Türkiye Batı Kürdistan’a yönelik tehditlerini ve bölgeye yaptığı askeri yığınağı artırdı. Türkiye’nin bu uygulamalarına hem ABD hem de Rusya tepki gösterdiler.

Her iki devletin Suriye Sorununu çözmek amacıyla BM’nin gözetiminde yapılan Cenevre toplantılarını desteklemeleri ve Kürdlerin de bu toplantılara bir taraf olarak katılmalarına sıcak yaklaşımları da Türkiye’yi rahatsız ediyor.

Bununla birlikte Rusya’nın, Kürdler ile Şam’ı uzlaştırma çabalarına hız verdiği, bu doğrultuda her iki tarafa da baskı yaptığı bir dönemde, İran ve PKK’nin YPG-HSD içindeki ABD’ye yakın kadroları yönetimden tasfiye etme çabaları da dikkat çekiyor.

Biden’in işbaşına gelmesiyle birlikte ABD-Türkiye ilişkileri özellikle Batı Kürdistan’da düzleminde giderek soğuyor. ABD Türkiye yönelik söylemlerini sertleştiriyor. ABD yönetiminin, Erdoğan’a “Kürdleri sana ezdirmeyeceğiz, IŞİD’e karşı mücadelede Kürderle işbirliği yapmaya devam edeceğiz” gibi net mesajlar vermesi de dikkate almamız gereken bir başka önemli gelişmedir.

İran ve Irak’taki seçimlerden başarı ile çıkanların siyasi kimlikleri de Kürd ulusal demokratik hareketi açısından önem arz ediyor. Son iki-üç seçimde “ılımlı” kesimden olan adayların kazandığı göz önünde tutulduğunda,  son seçimde Reisi gibi Pasdaran örgütünden gelen ve İran’ın yurtdışındaki operasyonlarında önemli görevler icra eden birisinin İran Devlet Başkanı olması, İran’ın politikalarında önemli değişikliklerin yaşanabileceğine işaret ediyor. Reisi’nin kazanmasını takiben Irak’taki İran yanlısı güçlerin ABD üsleri ve askerlerine yönelik saldırılarının artması tesadüf olmasa gerek.

Irak’ta yapılan son seçimler ve sonuçlarının da başta Güney Kürdistan olmak üzere biz Kürdler üzerinde etkisi olacaktır. Irak seçimlerinin Kürdler acısından önemli olan bazı neticelerini şöyle sıralayabiliriz:

Güney Kürdistan’da da katılım oranının düşük olması, Kürdlerin merkezi hükümetten umutsuz olduklarını gösteriyor.

Kürdlerin blok olarak katılmamalarına karşın, seçimlerden başarılı çıkmaları önemli bir kazanımdır. Bu durum Kürdleri yeni hükümetin kurulması sürecinde anahtar konumuna getiriyor.

Kürdlerin desteği olmadan hükümetin kurulamıyor olması, Kürdlerin Irak politikasında etkisini artırmakla kalmayacak, aynı zamanda Hewlêr ile Bağdat arasındaki sorunların çözümünde Kürdlerin elini güçlendirecektir.

Bir diğer önemli sonuç ise İran yanlısı Şii güçlerin seçimlerde yenilgiye uğraması, aynı zamanda Arap milliyetçisi de olan Mukteda Sadr’ın başarılı olmasıdır. Sadr’ın kazanmasıyla birlikte, İran’ın Bağdat’taki etkisini sınırlamayı amaçlayan siyasi kesimlerin eli önümüzdeki dönemde daha da güçlenecektir.

Öte yandan, Irak’ta seçim sonuçları bu ülkedeki Şii cephesinde yer alan guruplar arasındaki çatışmayı görünür hale getirmekle kalmadı, aynı zamanda İran’ın Şii âlemindeki liderliğini de tartışır hale getirdi. Özünde Arap-Fars çatışması olan Tarihi Necef-Kum çekişmesinin giderek kızışacağını söyleyebiliriz. Zaten Sadr’ın Irak’ın geleceği ve yeni hükümete ilişkin mesajlarını Necef kentinden vermesi sembolik olmanın ötesinde bir anlam ifade etmektedir. Ki, bunun Güney ve Doğu Kürdistan’daki Kürd ulusal hareketlerine önemli etkileri olacaktır.

Özcesi, görüldüğü ve defalarca dile getirildiği gibi, Kürdistan’ın tüm parçalarında Kürd yurtsever hareketlerini zorlu ama bir o kadarda fırsatlar-riskler içeren bir süreç bekliyor. Bu fırsatlardan yararlanıp kazanımlar elde etmek ise Kürdlerin siyasi yeteneğine bağlı.

Şehid Dr. Qasimlo sık-sık “siyaset hunerê mumkun e” derdi. İçinden geçtiğimiz sürecin Kürdlerin lehine ilerlemesi için, Kürd siyasetinin hamasetten uzak durması, gerçekçi olması gerekiyor. Gücümüzün bilincine varıp, yapabileceklerimizi objektif bir biçimde tespit ederek harekete geçmeliyiz.    

Kürdlerin fırsatları kazanımlara çevirmesi için gerekli olanların başında uluslararası desteğin kazanılması geliyor. Her parçadaki yurtsever hareketin birliğinin sağlanması; parçalar arası diyalog ve işbirliğinin geliştirilmesi, her parçadaki yurtsever hareketin, yan yana yaşadığı halkların demokratik ve devrimci güçlerle işbirliğinin öneminin bilincine varılması da, başarı için olmazsa olmazlardandır.

Türkiye’de Kriz Derinleşiyor

Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da ekonomi her geçen gün giderek kötüleşiyor ve bununla ilintili olarak toplumsal ve siyasal kaos gün be gün derinleşiyor.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen olağanüstü hal durumu kalıcı hale geldi. İnsan hakları ve düşünce özgürlüğü ayaklar altında, yerlerde sürünüyor. Yandaş ve kandaş medyanın önü alabildiğine açılırken, devletin olanaklarından sonuna kadar yararlandırılırken, muhalif basın susturuluyor,  gazeteciler ve yazarlar tutuklanıyor.

Emekçilerin sendikal örgütlenmelerinin önüne engeller çıkartılıyor. Salgın bahanesiyle grevler, emekçilerin hak talepli eylemleri yasaklanıyor. Sokağa çıkan hak arayıcıları ve emekçiler güvenlik güçlerinin saldırısına uğruyorlar. Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle Valiler, astığı astık, kestiği kestik padişah haline geldiler.

Kanunlara ve uluslararası hukuk kurallarına gözünü kapayan Türk yargısı, Erdoğan’ın istemleri doğrultusunda karar veriyor. Mağdurların Kürd ve faillerin güvenlik güçleri olduğu durumlarda cezasızlık artık adetten.

Eğitim, sosyal ve ekonomik alanlardaki eşitsizlik giderek derinleşiyor. Kadınlar, LGBT bireylerinin saldırıya uğramadıkları gün yok. Kadın cinayetleri almış başını gidiyor.

Türk ve Müslüman olmayanlara yönelik nefret söylemi ve fiili saldırılar artıyor. Batıda yaşayan Kürdler ırkçı saldırıya uğruyorlar, öldürülüyorlar, mülkleri talan ediliyor.

Dini kurumların, vakıflar ve tarikatların devlet kurumlarında etkinliği her geçen gün artıyor.

Rant, talan ve soygun düzeni almış başını gidiyor. Ekonomik kriz giderek derinleşiyor. İşsizlik, yoksulluk ve yolsuzluk had safhada.

Türk devletinin Batı ve Güney Kürdistan’daki saldırıları ve işgali sürüyor. AKP iktidarının diğer parçalardaki ulusal kazanımlara olan düşmanlık politikası son hızıyla devam ediyor.

Kuzey Kürdistan’ın militarize edilmesi hızla sürüyor. Hemen her gün bir bölgede askeri operasyonlar düzenleniyor, sokağa çıkma yasakları ilan ediliyor.

Adında “Kürdistan” olan partiler hakkında açılan kapatma davaları sürüyor. Siyasi partilerin faaliyetlerinin önüne engeller çıkartılıyor; yasaklanıyorlar. Parti yöneticileri sudan bahanelerle gözaltına alınıyorlar; tutuklanıp hapse atılıyorlar. Sistemi rahatsız eden sivil toplum örgütlerinin çalışmaları engelleniyor, yöneticilerine baskı uygulanıyor. Değişik bahanelerle Kürdistan’da sosyal ve kültürel faaliyetlerin önü alınıyor.

Legal Kürd siyasetini kırıminalize etmek isteyen iktidar, Kürdlere sadece dağın yolunu açık bırakıyor.

Türk dış politikası tam bir çıkmaza saplanmış durumda. Ortadoğu ve Libya bataklığında debelenen AKP iktidarı ABD ile Rusya arasında sıkışmış vaziyette. AİHM kararlarını uygulamayan AKP iktidarı, AB’den uzaklaşıyor, Türkiye uluslararası arenada giderek yalnızlaşıyor.

Sistem giderek çürürken, önünü görmekte zorlanan AKP iktidarı ayakta kalmak için gerginlik çıkartıyor, korku iklimi yaratıyor. İktidar yapay “beka” sorunu bahanesiyle şovenizmi ve ırkçılığı körüklüyor ve böylelikle kamuoyunun dikkati başka yerlere çekmeyi amaçlıyor.

Özcesi tekçi sistem, Türkçüler ve siyasal İslam’ın devletle bütünlüğünü sağlayan ve giderek tek adam diktatörlüğüne evirilen “Türk işi başkanlık sistemi” tam bir çıkmaz içinde.

Ve AKP iktidarının, yüz yüze olduğu ekonomik krizden çıkmak amacıyla başlattığı “yeni ekonomik model”in başarısı için daha baskıcı ve yasakçı bir politikayı hayata geçirmekten başka bir çaresi yok.

Ne Yapılmalı?

En başta ekonomik krizin en çok mağduru olan, amansız bir ulusal ve anti demokratik baskı altında tutulan biz Kürdleri, Kuzey’deki Kürd siyasal hareketini ilgilendiriyor, ne yapmalı sorusu.

Başarı için en başta uluslararası süreci, bölgedeki gelişmeleri gerçekçi bir biçimde değerlendirmeliyiz. Uzun vadeli hedefleriyle kısa vadedeki hedeflerini, birbirlerini etkilediklerini unutmadan,  kesin bir biçimde ayırmalı, her iki dönem için makul bir program hazırlamalı, her dönemin dinamiklerini tespit etmeliyiz.

Bunun yanı sıra Türkiye’de gelişmeleri yakından takip etmek, gelişmelerin yönünü belirlemek de en az bu kadar önemlidir.

Türkiye’de bugün gerginliğin giderilmesi, normalleşme, adalet, değişim barış ve demokrasi talepleri, giderek daha geniş kesimler tarafından benimseniyor. Bu talepler aynı zamanda Kürdlerin de talepleri. Bir başka ifade ile gerginliğin giderilmesi, normalleşmenin sağlanması, adalet sisteminin işlemesi ve Türkiye’nin demokrasi ve değişim sürecinde mesafe alması biz Kürdlere nefes aldırır ve çıkarımızadır. Bu nedenle bu mücadelenin içinde yer almalı ve bir parçası olmalıyız.  Elbette bu, Kürd sorununu çözmez, ama unutmayalım ki demokratik ve barışçıl çözümün yolunu açar; kolaylaştırır.

Siyaset Dinamik Bir Süreçtir

Önümüzdeki dönemde Kürd ulusal hareketini önemli fırsatlar bekliyor. Fırsatları kazanıma çevirmek ise bizim elimizde. Yapılacakların başında ise kısa ve uzun vadeli hedeflerimizi gerçekçi bir biçimde belirlemek, buna uygun bir yol haritası çıkartıp harekete geçmek geliyor.

Siyaset durağan değil, dinamiktir. Şartlara göre değişir ve buna uygun olarak talepler ve siyasi söylemler de… Bu nedenle Kuzeydeki yurtsever Kürd siyaseti her aşamaya ilişkin hedeflerini belirlemelidir.

Kuşkusuz “çözüm süreci”nin taraflarıyla talepleri, yeni anayasa süreci veya demokrasi mücadelesinin taraf ve talepleri farklıdır. “Çözüm süreci”nin muhatabı devlet ve temel talebi Kürdistan’a siyasi bir statü olurken, demokrasi mücadelesinde bu talebin yer alması şart değildir ve muhatapları da farklıdır.

Bunun yanı sıra Kuzey’deki yurtsever Kürd siyaseti, gelişmelere karşısında tavır alan bir yapı olmaktan çıkıp, aktif hale gelmelidir.

Bu iki nokta, önümüzdeki süreçte bizi bekleyen “yeni bir anayasa”, “yeni bir çözüm süreci”, demokrasi mücadelesi ve bununla ilintili olarak seçimler konusunda (ki, Kürdleri de yakından ilgilendiren gelişmelerdir) çok önemlidir.

Kürdler açısından, adı geçen süreçlere ilişkin talepler ve muhatapları farklı olsa da Kürd tarafında muhatap bellidir. Muhatap tüm renkleri ve sesleriyle, tüm toplumsal kesimleriyle Kürdistan halkıdır.

Bu nedenle Kürd cenahında, Kürdleri siyasi bir nesne olmaktan çıkartıp aktörlerden biri haline getirecek güçlü ve aksiyoner bir muhatap yaratmak önemli bir görev olarak önümüzde duruyor. Yapılacak ise belli. Kürdistanlı yurtsever güçlerin işbirliği sağlamak, yan yana yaşadığımız Türk halkının devrimci, demokratik ve değişimden yana olan güçleriyle ilkeli ittifak oluşturmak.

Kanımca, ülkesi ve dili ile Kürd varlığının tanınması ve anayasal güvenceye kavuşturulması;

Kürdçenin kamuda ve eğitim tüm aşamalarında resmi dil olarak kullanılmasının yasal güvence altına alınması;

Kürdistan kimlikli siyasi partilerin, STK ve kültürel kurumların özgürce faaliyet yürütmelerinin güvence altına alınması gibi talepler, tüm yurtsever güçlerin, kurum ve şahsiyetlerin üzerinde uzlaşabileceklerdir ortak taleplerdir.

Bu noktalarda uzlaşan Kürd yurtsever hareketi aşağıdaki taleplere ilişkin olarak Türkiye’deki barışsever, demokratik ve değişimci güçlerle işbirliği yapmalıdır:

Ülkesi ve dili ile Kürd halkının varlığının tanınmalı ve Anayasal güvenceye kavuşturulmalı;

Kürdistan’daki askeri operasyonlar durdurulmalı, diğer parçalardaki ulusal kazanımlara saygı duyulmalı;

Gerginlik ve ötekileştirme politikası sona erdirilmeli, bir an önce normalleşme sağlanmalı;

Düşünce, ifade, inanç ve örgütlenme özgürlüğü önündeki tüm engeller kaldırılmalı,

Düşünceleri nedeniyle hapiste olanlar bir an önce serbest bırakılmalı;

Türk devleti imzaladığı tüm uluslar arası anlaşmaların gereklerini yerine getirmeli, özellikle Kürd sorunu nedeniyle koyduğu çekinceleri kaldırmalı;

Kadınlar üzerindeki erkek egemen anlayışından kaynaklanan tüm yasal, fiili, sosyal baskı ve engellemeler ortadan kaldırılmalı, kadınlara hayatın her alanında fırsat eşitliği tanınmalı;

Tam bir inanç özgürlüğü sağlanmalı, devlet dinden elini çekmeli, tüm inançlara eşit mesafede durmalıdır.

Bardağı Taşıran Son Damla

Yukarıdaki ve benzeri demokratik talepler, devrimci-demokratik, barışsever ve özgürlükçü kesimlerin ortak talepleridir. Bu talepler ancak söz konusu kesimlerin el ele verip ortak mücadelesiyle elde edilir.

Unutulmamalıdır ki, gerginliğin giderilip normale dönüşmesine ve demokratik bir ortamın oluşturulmasına biz Kürdlerin de ihtiyacı var.

“Türk işi başkanlık sistemi” daha önce siyasetin bir nesnesi olan Kürdleri, son belediye seçimlerinde olduğu gibi, artık etkili öznelerden biri haline getirdi. Kürdler artık siyasi alanda oyun kuruculardan biri, değim yerindeyse bardağı taşıran son damla konumundalar.

Kürdlerin bardağı taşıran son damla olmanın nimetlerinden yararlanıp demokratik haklarını elde etmesi için ihtiyaç duydukları başlıca şey ise, ulusal temelde en geniş ittifakını oluşturarak mücadele etmektir.

Böylesi bir ittifak sadece demokrasi ve değişim mücadelesine yapılan katkı olarak kalmaz, aynı zamanda Kürdlerde var olan “ya gelen gideni arattırırsa” kaygısını giderir, bizi kötü ile daha kötüden birisi seçme zorunluluğundan kurtarır.

Birliğini sağlamış yurtsever Kürd hareketi, temel amacını (ki, Kürdistan’ın özgürlüğü ve Kürd halkının mutluluğudur) unutmamak koşuluyla hiçbir ittifak ve işbirliğinden kaçınmamalıdır.

Tarih karşısında mahcup olmamak için harekete geçmenin tam sırası…

09.12.2021

Deng Dergisi, sayı:125


YORUM YAZ