
RüpelNews - Türkiye ve Kuzey Kürdistan'da yeniden tartışılan çözüm sürecindeki gelişmelerle ilgili olarak PSK Genel Başkanı Bozyel, RüpelNews muhabiri Hasan Kösen'in sorularını yanıtladı. Bozyel, 'Terörsüz Türkiye' tanımının yanlış olduğunu ve bunun Türkiye'de Kürt meselesi ve demokrasi sorununun olmadığı, 'terör' sorununun olduğu anlamına geldiğini söylüyor.
Bozyel, Türkiye'nin
Kürt sorununu topluma bir kriminal sorun olarak sunmak istediğini, ancak bunun
bir çözüm olmadığını söyledi.
H.Kosen: Yıllardır
Kürt sorununu çözmek için önce silahların susturulması gerektiğini
söylüyorsunuz. Şimdi silahların susturulması süreci başladı. Bu süreci nasıl
değerlendiriyorsunuz?
B. Bozyel: Türkiye'de şu anda başlayan süreç, Kürt sorununun
çözümü veya Türkiye'nin demokratikleşmesi nedeniyle değil, Ortadoğu'daki
koşullar ve gelişmeler nedeniyle başladı. Başka bir deyişle, Türkiye
Ortadoğu'daki değişiklikler ortamında Kürt meselesine bir güvenlik sorunu
olarak bakıyor ve iç güvenliğini güçlendirmek istiyor. Türkiye Cumhurbaşkanı
Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bu konuyu 'Terörsüz
Türkiye' meselesi olarak tanımladılar. Bugüne kadar Kürt sorunu, Kürt sorununun
çözümü ve Türkiye'nin demokratikleşmesi hakkında ağızlarından tek bir kelime
çıkmadı.
Şimdiye kadar bu
kapsamda sadece Meclis'te bir komisyon kuruldu ve bir takım görüşmeler yapıldı.
Ancak başka hiçbir adım atılmadı. Devletin meseleyi tanımlaması baştan beri
yanlış. Yani, Türkiye'de Kürt sorunu yok, demokrasi sorunu yok, 'terör' sorunu
var diyorlar. 'Terör' kelimesi kriminal içerikli bir tanım. Türkiye bu meseleyi
'Terörsüz Türkiye' olarak tanımladığında, Kürt sorununu topluma kriminal bir
sorun olarak sunmak istiyor. Problem buradan başlıyor.
"Kürt sorunu
PKK sorunu değildir."
H. Kösen: Sizce
sürece nasıl başlanmalıydı, nasıl tanımlanmalıydı?
B. Bozyel: Bugün Türkiye, Suriye ve İran'daki sorunların yüzde 90'ı
Kürt sorununun çözülmemiş olmasından kaynaklanıyor. Başka bir deyişle, Kürt
sorunu bir terörizm sorunu, bir PKK sorunu veya başka bir örgütün sorunu
değildir. Bu, 100 yıllık bir sorun, Kürt halkının kimlik sorunu, ulusal haklar
sorunudur. Yüzyıllardır Kürt halkına uygulanan baskı ve adaletsizlik sorunudur.
Sorun bu şekilde ve doğru tanımlandığında ancak sonuca ulaşılabilir. Sorunu
doğru tanımlamadığınız zaman yaşanan
onca savaş ve çatışma nedeni, neden bu kadar çok insan öldürüldüğü anlaşılamaz.
Bu nedenle, sorun en başından doğru bir şekilde tanımlanmalıdır. Diğer bölge ülkelerindeki Kürt sorunu da bu
şekilde ele alınmalıdır.
Başka bir deyişle,
Türkiye sorunu çözmek istiyorsa, Kürt sorununu bir bütün ve bölgesel ölçekte
değerlendirmelidir. Başlangıçta sorun yanlış tanımlanıyor, sonra PKK'nın
terörist bir örgüt olduğu, dağdakilerin silahlarını bırakıp devletin insafına
sığınmaları gerektiği söyleniyor. Bu yol Kürt sorununu ve silah sorununu çözmüyor.
Şu anda tartışılan yasal çerçeve, silahsızlanma sorununa bile çözüm
getireceğine dair umut vermiyor. Bu yaklaşım, PKK'yı Kürt sorunundan soyutluyor,
çünkü sorunu bir terör sorunu olarak görüyor. Bu yaklaşım meselenin, Kürt
sorunu, demokratikleşme ve siyasi katılım ile olan ilişkisini kopartıyor. Bu
koşullarda, dağdan Türkiye'ye dönecekler ne yapacak? Üstelik bunca insan siyasi
nedenlerle hala içerdeyken.
Selahattin Demirtaş ve
arkadaşları hukuksuz bir biçimde hala içeride. Avrupa'dakiler hala Türkiye'ye
gelemiyor. Dışarıdakiler nasıl dönecek ve hapse girip yatacak? Dağdan dönenlere
pişmanlık yasası gibi bir yasası dayatmak istiyorlar. Bu yaklaşım meseleyi daha
da derinleştiriyor. Bu yaklaşımla sorun çözülmez, bu akıl ile PKK'yı
silahsızlandırma meselesi heledilmez.
"Türkiye'nin
sorunlarının sebebi Kürt sorununun çözülememesidir."
H. Kösen: Yıllardır
devlet, silahlı çatışmanın varlığını Kürt sorununun çözümüne engel olarak
görüyor. Silahlar ortadan kalktıktan sonra Türkiye mevcut politikasını
değiştirecek mi?
B. Bozyel: Bana göre Türkiye'nin şu anda izlediği politika
çözüm yerine, sorunu ötelemeye dönük bir
girişimdir. Türkiye'deki mevcut durum açık; Türkiye ekonomik, politik,
diplomatik ve psikolojik olarak derin bir krizin içinde. Türkiye her yönüyle
bir çözülme ve çürüme içinde. Bütün dünya bunun sebebinin Kürt sorununun çözülmemesinden
kaynaklı olduğunu biliyor. Herkes bunun sebebinin demokrasi eksikliği ve insan haklarının
yokluğu olduğunun farkında. Türkiye'nin bugüne kadar izlediği bu politika aynı
zamanda Türkiye'nin otoriterleşmesine de yol açtı.
Geçen dönemde PKK
kendini feshettiğini açıkladı.30 PKK üyesi sembolik olarak silahlarını yaktı.
Ancak Türkiye'de Kürt sorununu çözmeye dönük bir irade yok. Elbette biz Kürt
sorununun 6 ay veya bir yılda çözüleceğini beklemiyoruz. Ancak ortaya bir strateji, bir yol haritası konulduğunda,
sorun zaman içinde çözüm yoluna girecektir. Bu ise çözüm için uygun bir zemin
hazırlamakla başlar. Demokratik siyasetin yolu açıldığında Kürtler özgürce
kendilerini ifade edebilir, Kürtler ve Kürdistan adına partiler ve örgütler kurabilir
ve korkusuzca ve ceza tehdidi olmadan siyasi faaliyet imkanı ortaya çıkabilir.
"Türkiye,
Kürtlerin Orta Doğu'daki değişimlerden yararlanmasının önünü kesti."
H. Kösen: Türkiye
ve Kürt Hareketi liderleri sık sık mevcut durumdan bahsediyorlar. Ortadoğu'daki
mevcut durumu konuşuyorlar ve konuyu Türkiye'ye taşıyorlar. Türkiye'nin
yaklaşımı böyleyse, bu durumda Türkiye bu süreci ne kadar süreyle sürdürecek?
B. Bozyel: Orta Doğu'da birçok hızlı bir değişim
yaşanıyor. 7 Ekim 2023'te Hamas'ın İsrail'e saldırması ve ardından gelen
değişimler Esad rejiminin çöküşüne yol açtı. Hamas büyük bir darbe aldı.
Hizbullah büyük bir darbe aldı, İran Orta Doğu'dan çekildi. Türkiye de bu
endişeler nedeniyle bu süreci başlattı.
Başka bir deyişle,
Türkiye Kürtler için bir fırsatın doğduğunu ve Kürtler bu durumdan
yararlanmadan, söz konusu değişim dalgası Türkiye'yi etkilemeden, bu değişim dalgasının
önünü kesmek istedi. Türkiye izlediği politikayla Suriye’de bir ölçüde başarılı
oldu. Türkiye 10 Ocak’ta Paris’te ABD, İsrail ve Fransa ile Suriye'de Kürt
kazanımlarını ortadan kaldırma konusunda anlaştı.
Türkiye bölgesel
gelişmelerin lehine olduğunu düşünerek süreci ağırdan alıyor. Ancak Ortadoğu’daki
mevcut güç dengesi geçicidir. Çünkü bölgede her şey çok hızlı değişiyor. Yarın
Suriye'de ne olacağını bilmiyoruz. HTS yönetiminin Suriye'ye de kalıcı olma
garantisi yok. Benzer şekilde İran'daki
durumun altı ay sonra nasıl olacağını kimse kestiremiyor. Türkiye şu anda
geçici konjonktüre göre politika izliyor. Türkiye'yi yönetenler geçici konjonktüre göre
değil, Ortadoğu'daki uzun vadeli duruma göre politikalar oluşturmalı ve Kürt
meselesine bu bağlamda yaklaşmalıdır.
"Kürt sorunu
devlet gündeminde değil."
H. Kösen: Kürt
halkı mevcut sürece nasıl yaklaşıyor, bu sürece verdikleri tepkiyi ve
okumalarını nasıl değerlendiriyorlar?
B. Bozyel: Kuzey Kürdistan ve Türkiye'de esas sorun devletin Kürt
meselesinin çözümüne ilişkin iradesinin olmamasıdır. Bir diğer sorun ise
Abdullah Öcalan ve PKK'nın 27 Şubat açıklamasında ortaya koyduğu politika ve
tutumdur. Öcalan 27 Şubat açıklamasında Kürtlerin statü, federasyon, özerklik
ve hatta kültürel haklar istemediğini söyledi. Öcalan ve PKK'nın sonradan
izlediği politika bu eksende devam ediyor. Öcalan’ın söz konusu açıklaması Kürt
halkı arasında büyük bir hoşnutsuzluğa neden oldu. Kürtler şaşkın. Haklı olarak
soruyorlar ve diyorlar ki, biz bu noktaya nasıl geldik? 40 yıllık savaştan,
bunca bedelden ve bunca insanın hayatından sonra, nasıl olur da statü,
federasyon ve özerklik istemiyoruz?
Kürtlerin kafası
karışık, bu sürece güvenmiyorlar ve ne yapacaklarını bilmiyorlar. PKK'nın
politikaları ve devletin politikaları halkta güven uyandırmıyor. Hatta demokratik
Türk çevreleri de bu sürece güven duymuyor. Ama ben şahsen bunun Kürtler için geçici bir
durum olduğunu düşünüyorum. Bu kafa karışıklığı dönemi geçecek. Kürtler siyah
ile beyaz arasındaki farkı anlayacaklar. Kürt sorunu siyasi, tarihi ve ulusal
bir sorundur. Kürtler kendi topraklarında, Kürdistan'da özgürce yaşayamadıkları
ve kendilerini yönetemedikleri sürece, huzursuzluk ve istikrarsızlık sona
ermeyecek.
PKK bugün var, yarın
yok; Kürt sorunu PKK'den önce de vardı, PKK olmasa da var olmaya devam edecek.
Öcalan ve PKK statü ve temel haklardan vazgeçti diye Kürt halkı ulusal
haklarından vazgeçmeyecek.
Bugün Ortadoğu'da Kürt
bilinci ve yurtseverliği çok yüksek bir seviyede. Bu gerçeği Halep
saldırılarında ve diğer olaylarda gördük. Kürt ulusal uyanışının geldiği
noktayı Kobani'de gördük. 25 Eylül 2017 Bağımsızlık referandumunda gördük. Kürt
halkı ulusal uyanış açısından siyasi partilerin bir adım önündedir. İnanıyorum ki Kürt halkı Kuzey'de de kendisi
için doğru bir seçenekte buluşacaktır. Bizim,
Kürdistan Sosyalist Partisi olarak, bütün çabamız Kürt halkının ulusal
taleplerine cevap verecek güçlü bir yol ve ulusal bir alternatif yaratmaktır.
"DEM
politikacıları da halkın süreçten memnun olmadığının farkında"
H.Kosen: DEM
Partisi içindeki gruplar da bu adımları yeterli görmüyor, ancak bunun bir
çözümün başlangıcı olduğunu söylüyorlar. Bu açıklamaları nasıl
değerlendiriyorsunuz? Eğer bu bir başlangıçsa, Kürt ulusal haklarına ilişkin
talepler bundan sonra nasıl karşılanacak?
B. Bozyel: Bana göre,
DEM Partisi’ni yönetenler de genel olarak bu sürece inanmıyorlar. Ancak Öcalan'a
ters düşmek istemedikleri için bu süreci destekliyor görünüyorlar. Kendileri de
halkın bu süreçten memnun olmadığını söylüyorlar. Bu yüzden halkı ikna etmek
için gece gündüz toplantılar yapıyorlar. Ancak bu konuda inandırıcı olamıyorlar.
Ben şahsen DEM'in durumunu da iyi görmüyorum. Aralarındaki görüş
farklılıklarının dışarıya yansımasını istemiyorlar. Söz konusu yanlış politika yüzünden DEM kendi
içinde de bölünmüş durumda. Yükselen Kürt uyanışını ve yurtsever potansiyeli
Türk sistemine entegre etmek istiyorlar.
"Demokratik
yollarla Kürtleri asimile etmek istiyorlar."
H. Kosen: Entegrasyon
nedir, demokratik entegrasyon nedir? Aralarındaki fark nedir? Bu konuyu nasıl
değerlendiriyorsunuz? Entegrasyon mu yoksa demokratik entegrasyon mu?
B. Bozyel: "Entegrasyon" kelimesinin
anlamı açık. Küçük bir grubun ya da parçanın daha büyük bir gruba veya parçaya katılması,
o büyük grubun bir parçası haline gelmesi anlamına geliyor.
PKK ve DEM Partisi'nin
söylediği şey, Kürtlerin bugüne kadar zorla asimile edildiği, ancak bundan
sonra gönüllü olarak asimile edilecekleridir. Yani, Kürtlerin demokratik
yollarla asimile edilmesini istiyorlar. Ulusal meselelerin çözümünde
entegrasyon diye bir kavramın yeri yoktur; çözüm için federasyondan söz
edilebilir. Federasyonun sözcük anlamı latince ortaklık demektir. Yani, iki millet
veya iki tarafın eşit ortaklar olarak bir arada yaşamasıdır. Türkiye gibi çok
uluslu ülkelerde örneğin Kürtler ve Türkler anlaşarak federal bir sistem
kurabilirler. DEM ve çevresi demokratik entegrasyon sözcüğüne demokratik sıfatı
ekleyerek izledikleri yanlış politikalarının içeriğini gizlemek ve halktan saklamak istiyorlar. Ancak halk uyanık ve entegrasyon
kavramının ne anlama geldiğini biliyor. Entegrasyonun ne demek olduğunu
öğrenmek isteyenler dönüp pratiğini Rojava'ya baksın.
Şimdi Rojava’da
uygulanan şey Türkiye'nin öngördüğü entegrasyon politikasıdır. Rojava’da
izlenen entegrasyon politikası doğrultusunda Özerk statü tasfiye ediliyor,
silahlı güçler dağıtılıyor, Kürtçe eğitim veren okullar kapatılıyor ve Türk
modeli orada yavaş yavaş hayata geçiriliyor. Başka bir deyişle, entegrasyon
pratiği Rojava'da gerçekleşiyor. Rojava'ya baktığımızda, Türkiye ve Öcalan'ın
entegrasyondan ne anladığı daha net ortaya çıkıyor.