Geçen yıl Ekim ayında bölgesel gelişmelerin ve içerdeki sıkışmanın etkisiyle D. Bahçeli’nin startını verdiği süreç ağır aksak işlemeye devam ediyor.
27 Şubat 2024 tarihinde
Öcalan’ın yaptığı çağrının ardından PKK’nin 8-12 Mayıs’ta gerçekleştirdiği
kongrede silah bırakma ve kendini fesh etme kararı almasıyla önemli bir eşik
aşıldı. 11 Temmuz’da PKK’li 30 militanın Süleymaniye bölgesinde silahlarını
yakma ritüeli ise PKK’nin silah bırakma noktasında geri dönüşü olmayan bir
noktaya geldiğini ortaya koydu.
PKK’nin bu konudaki
açık iradesinin ortaya çıkmasından sonra, devlet yetkililerinin “Terörsüz
Türkiye” olarak nitelediği süreçte adım atma sırası artık iktidara/devlete
geldi.
Bu kapsamda bir süredir
PKK’nin silah bırakma sürecinin yasal ve hukuki gereklerini kolaylaştıracak bir
komisyonun parlamentoda kurulmasına ilişkin bir tartışma sürüyordu. 5 Ağustos’ta
nihayet Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu adıyla bir komisyon
kuruldu.
Meclis Başkanı Numan
Kurtulmuş’un başkanlığında kurulan Komisyon’da İyi Parti dışındaki bütün siyasi
partiler sandalye sayılarına göre yer alıyor.
Öte yandan hem iktidar
yetkilileri, hem de Komisyon Başkanı sıfatıyla Numan Kurtulmuş’un yaptığı açıklamalarda
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun misyonu PKK’nin silah
bırakmasını gözlemlemek ve sürecin gerektirdiği yasal ve hukuki alanlara
ilişkin Meclis’e öneride bulunmakla sınırlandırılıyor. Komisyonun çalışma
süresi de PKK’lilerin silahsızlandırma periyoduna bağlanıyor.
Silahların
susması herkesin yararınadır
Türkiye devletini PKK
ile silah bıraktırma görüşmelerine zorlayan faktörler ne olursa olsun, PKK’nin
silah bırakması olumludur. PKK’nin 41 yıldır sürdürdüğü silahlı mücadeleden en
büyük zararı Kürtler gördü. Devlet, PKK üzerinden Kürt halkının haklı özgürlük
davasını kriminalize etti, dört parçada Kürtlerin kazanımlarına saldırdı, demokrasi
güçlerini sindirdi.
Diğer yandan PKK’nin
bir bütün olarak silah bırakma süreci bir yanıyla devletin bu sürecin
gerektirdiği yasal, hukuki ve idari adımlara bağlıdır. Bu türden adımları atmak
ise TBMM’nin görev kapsamı içindedir. Dolayısıyla PKK’nin silah bırakma
süreciyle ilgili Mecliste bir komisyonun kurulması hem zorunlu, aynı anda
önemlidir. 5 Ağustos’ta Mecliste kurulan Komisyon’da parlamentoda yer alan
partilerin (İyi Parti hariç) hemen hepsinin yer alması Komisyonun alacağı
kararların çoğulcu karakterini ve meşruiyetini güçlendiren bir faktördür,
Komisyona biçilen misyon dar ve sınırlı olsa da…
Kürt
meselesinin adını doğru koymak
Geçen yıl Ekim ayında
startı verilen süreç, başta Bahçeli ve Erdoğan olmak üzere devlet yetkilileri
tarafından ısrarla “Terörsüz Türkiye” olarak tanımlanıyor. Türkiye’nin son
yarım yüzyılda yaşadığı bütün sorunlar tek başına PKK ile ve onun ürettiği
varsayılan “terörle” ilişkilendiriliyor. PKK silahı bıraktığında ve “terör” son
bulduğunda Türkiye’deki sorunların da çözülmüş olacağı kabul ediliyor.
Bu çok dar bir anlayış,
gerçek anlamda bir çarpıtma ve ciddi bir tehlikeyi barındırıyor. Türkiye’yi yönetenler
bu yaklaşımlarıyla Kürt meselesinin varlığını hala inkar ediyor ve bu yanlışta
ısrar etmeye devam ediyorlar. Kürt halkının
varlığını yok sayan, Kürt gerçeğini kabul etmeyen inkarcı bir anlayıştan Kürt
meselesine ilişkin çözüm beklemek eşyanın tabiatına aykırıdır.
Her şeye rağmen
silahları susturmak önemlidir. Ancak PKK’nin 41 yıllık silahlı girişimlerini
Kürt meselesinden ayrı görmek, onu gerçek bağlamından kopartarak ele almak
bilinçli ve planlı bir çarpıtmadır. Böylesine gerçek dışı, sığ ve inkarcı anlayış
meseleyi çözmek yerine derinleştirir.
Gelinen aşamada PKK’nin
silah bırakma sürecinin bir şekilde yolunda gittiği ve mecliste kurulan
komisyonun bu bağlamda bir rol oynayacağı öngörülebilir. Ancak bu anlayışla yüz
yıllık bir Kürt meselesi çözülmüş olmaz, tersine bu mesele kanamaya, istikrarsızlık
ve potansiyel şiddet üretmeye devam eder.
Kalıcı,
bütünlüklü ve sürdürülebilir bir çözüme ihtiyaç var
Tekrar etmek pahasına
şu gerçeğin altını çizmekte yarar var; PKK’nin silah bırakması önemlidir,
aslolan Kürt meselesini eşitlik temelinde çözmektir.
Biz PSK olarak Kürt meselesinin
çözümü için iki aşamalı bir plan öneriyoruz.
Birincisi silah ve
şiddetten arınmış demokratik bir zeminin inşasıdır
Mecliste kurulan
komisyon silah bırakanların sosyal ve siyasal yaşama katılımı, siyasi
nedenlerle içerde olanların serbest bırakılması, görevlerinden alınan belediye
başkanlarının göreve dönmesi için gerekli adımları hızla atabilir ve atmalıdır
da. Düşünce ve ifade özgürlüğü önündeki engeller kaldırılmalı. Kürdistan Partileri
hakkında açılan kapatma davaları düşürülmeli,
ifade ve örgütlenme özgürlüğü önündeki bütün bariyerler kaldırılmalıdır.
Özgür, demokratik, hukukun egemen olduğu eksiksiz demokratik bir ortam aynı
zamanda yeni bir anayasa yapmak için de gereklidir.
Kürt Halkının varlığını
tanıyan yeni bir anayasa yapılmalıdır
Silah bırakma sürecine
yönelik yasal ve hukuki düzenlemelere paralel olarak Kürt meselesinin kalıcı ve
eşitlikçi çözümüne odaklanmak gerekir. Ve
bu iki süreç birbirini tamamlayan, bütünlüklü bir sorunun aşamaları olarak
planlanmalıdır.
Bunun için parlamento
içinde ve dışındaki bütün siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerinin, meslek
odalarının, sivil inisiyatiflerin, etnik ve dini gruplar ve aydınların katılımı
ile yeni bir anayasa tartışması başlatılmalıdır. Anayasa yapım süreci açık,
şeffaf, toplumun tüm katmanlarına açık olmalıdır.
Günü geldiğinde yeni
anayasaya ilişkin bütünlüklü bir öneri paketi sunacağımıza şüphe yok. Bu
aşamada ilkesel düzeyde altını çizeceğimiz bir kaç nokta var: Yapılacak yeni
anayasa Türkiye toplumunun çok uluslu, çok dinli, çok kültürlü yapısına uygun;
çoğulcu, demokratik ve evrensel demokrasi standartları esas almalıdır.
Yapılacak yeni anayasa Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ile Türkiye’nin
taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle uyum içinde olmalıdır.
Yapılacak yeni
anayasada Kürt halkının varlığı tanınmalı, Kürtçe eğitim ve resmi dil olarak
kabul edilmeli, Kürtlerin, ülkeleri Kürdistan’da kendilerini özgürce
yönetmesine imkan tanımalıdır.
Öte yandan yapılacak
anayasa Kürt halkına yüz yıldır uygulanan her türlü ayrımcılığın insani,
ekonomik, hukuki, sosyal, kültürel yıkıcı sonuçlarını giderecek düzenlemeler
içermelidir.
Biz PSK olarak yapılacak yeni
anayasanın aynı zamanda Türkiye toplumunun bütün kesimlerinin insanca ve onurlu
yaşam taleplerini karşılamasını savunuyoruz. Yeni bir anayasa Alevilerin, bütün
etnik ve dini toplulukların taleplerine yanıt vermeli, çoğulcu, katılımcı,
özgürlükçü, hukukun üstünlüğüne bağlı, ayrımcılığı ret eden, barışsever, sosyal
adaleti, insan onuruna saygıyı temel alan bir anlayışla yapılmalıdır.
Böyle bir
anayasaya denk düşen idari, hukuki ve siyasi sistemin federal bir sistem
olduğunu düşünüyoruz.
Türkiye diğer parçalardaki Kürtlerle diyalog içine
girmelidir
Bölgesel
bütün gelişmeler Kürdistan’ın dört parçasında çözümün içiçe geçtiğini
gösteriyor. Her bir parçadaki olumlu ya da olumsuz gelişme diğer parçalardaki
çözüm çabalarını eş zamanlı olarak etkiliyor.
Daha somut
olarak Suriye’de Kürtlerin özgürlük talepleri Türkiye iç siyasetini doğrudan
etkileyecek noktaya gelmiş durumdadır.
Türkiye
Rojava’da Kürt statüsüne karşı çıkarak kendi içinde Kürt meselesini çözüme
kavuşturamaz.
Türkiye’nin
içerde Kürt meselesinde kalıcı adımlar atması aynı zamanda Rojava’da Kürt
karşıtı siyaseti terk etmesi ve onlarla karşılıklı saygı, kabul ve çıkarlara
dayalı ilişkiler kurmasına bağlıdır.
07.08.2025
Bayram Bozyel
Kürdistan Sosyalist Partisi
(PSK)
Genel Başkanı